AKP dendiğinde birçok insanın aklına iki sözcük geliyor, “irtica” ve “demokrasi”.
Bu partiyi “irticanın” temsilcisi olarak görüyorlar ve bu “belanın” Türkiye’nin başına “demokrasi” yüzünden geldiğine inanıyorlar.
Bu mantık düzeneği içinde bakınca “irtica karşıtı” olanlar “demokrasi karşıtı” da oluyorlar.
Onlara göre arkasında “yüzde 47” oy desteği olan “irtica yanlısı” bir partiyi seçimle işbaşından uzaklaştırmak imkânsız.
Ve, bu “irtica yanlısı” parti sonunda “şeriatı” getirecek.
İrticaı ve şeriatı demokrasi içinde önlemek mümkün olmadığı için “demokrasi dışına” çıkmak mubah.
Onun için de gelsin darbe yandaşlığı, gelsin bombalı, suikastlı Ergenekon çeteleri.
Bu insanların çoğunluğu “demokrasi karşıtı bir darbe yandaşı” olmaktan utandıkları için de, “şeriat zaten demokrasiyi yok edecek, onun için biz onlardan önce demokrasiyi yok edip hiç olmazsa şeriatı önleyelim” diyorlar.
“Niye AKP’yi seçimle işbaşından uzaklaştırmaya çalışmıyorsunuz” sorusunun cevabı da, “bu cahil ve aptal halk irticaı seçer, onları çağdaşlaştırmak mümkün değil” oluyor.
“AKP düşmanlığı” ile başlayan bir mantık silsilesi de sonunda bir “halk nefretiyle” sonuçlanıyor.
Bu halkın, kendisine “aptal” diyenlere ve kendisinden nefret edenlere oy vermemesi, bana sorarsanız, aptal olduğunu değil düpedüz akıllı olduğunu gösterir.
Ayrıca, gidip sokaklarda insanlarla konuştuğunuzda olayların çok farkında olduklarını da anlıyorsunuz.
Onun için “halk cahil ve aptal” görüşü pek geçerli değil.
Ama halkın “aptal ya da akıllı” olmasına AKP karşıtları aslında çok da aldırmıyorlar.
Onlar, AKP’yi iktidardan devirmek istiyorlar.
Şeriatın ancak böyle önlenebileceğine inanıyorlar.
Bu söylediklerim “samimi” Kemalistler için geçerli.
Yazının devamını okumak için tıklayın.