1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
Reklam | Künye | İşbirliği | İletişim 11 Eylül 2010 Cumartesi 02:06
Haber Ara :
Taraf Gazetesi
Anasayfa Ekonomi Politika Güncel Dünya Spor Yaşam Bilim ve Teknoloji Kültür ve Sanat Eğitim E-Gazete Yazı Dizisi Her Taraf Yazarlar  
Ahmet Altan KUM SAATİ 11.09.2008
Ahmet Altan
Kimseyi sevmiyoruz
Yazdır
Yazıyı Paylaş:
Ahmet Altan - Kimseyi sevmiyoruz Ahmet Altan - Kimseyi sevmiyoruz Ahmet Altan - Kimseyi sevmiyoruz Ahmet Altan - Kimseyi sevmiyoruz Ahmet Altan - Kimseyi sevmiyoruz Ahmet Altan - Kimseyi sevmiyoruz Ahmet Altan - Kimseyi sevmiyoruz Ahmet Altan - Kimseyi sevmiyoruz
Ahmet Altan köşe yazılarını web sitenize ekleyin

Bizim ülkeyle ve insanlarımızla ilgili araştırmalar arttıkça bazı şeyleri daha iyi anlayabiliyoruz.

Neden milli marşımızın “korkma” diye başladığını mesela...

Çünkü korkuyoruz.

Neredeyse milli karakterimiz olmuş bu.

Kaç milletin milli marşı halkına “korkma” diye seslenerek başlar sizce?

Nasıl bir ruh halinin cevabıdır bu?

Niye bu korku?

Son yapılan bir araştırma “yabancıları” hiç sevmediğimizi, onlara hiç güvenmediğimizi göstermiş.

Dünyanın en “sevgisiz” milletlerinden biriyiz.

Gezegenimizin üstündeki diğer canlılara pek güvenmiyoruz.

Galiba Birinci Dünya Savaşı travmasını bir türlü atlatamıyoruz.

Bu eğitim sistemi ve yalanlarla dolu bu tarih kitaplarıyla da pek atlatacağımız yok.

Kuşaktan kuşağa bir “kötülüğe” uğradığımız duygusu aktarılıp duruyor.

Savaşa durduk yerde giren biziz.

Hazırlıksız ve yorgun bir orduyla yenilen de biziz.

Bunun için neden başkalarına kızıyoruz?

Çünkü bize şunu öğretiyorlar, “biz yenilmeyiz, yenildiysek bir kalleşlik yapmışlardır.”

Bu doğru değil.

Her ülke yenilir, biz de çok yenildik.

Sizin tahmin ettiğinizden daha fazla yenildik üstelik.

Osmanlı’nın son dönemlerinde neredeyse hiç galibiyet yüzü görmedik.

Hiçbir savaşa hesaplı kitaplı girmedik.

“Biz savaşa hazır değiliz” diyenler Osmanlı’da “hain” ilan edildi.

Bugün bile savaş yerine barışı tercih edenler “hain” ilan edilir bu ülkede.

Yalanı gerçekten daha çok seviyoruz çünkü.

Doğruyu söyleyenlerden çoğunlukla nefret ediyoruz.

“Türk iyi askerdir” diye bir laf uydurmuşuz, söyleyip dururuz.

Bizim iyi asker olmamızın ölçüsü ne?

Bana sorarsanız biz hiçbir zaman iyi asker olmadık, olma ihtimalimiz de pek yok.

Askerliğin birinci şartı “disiplin” çünkü.

O da bizde bulunmuyor.

Bizim ordumuz ne zaman disiplinli bir ordu oldu?

Osmanlı tarihi yeniçeri ayaklanmalarıyla dolu.

Yeniçerilerin zorbalıkları o kadar dayanılmaz hale geldi ki yeni bir ordu kurup eski ordunun bütün askerlerini kestik.

Cumhuriyet tarihimiz darbelerden, muhtıralardan geçilmiyor.

Disiplinli ordu bu mu?

İkide bir de ayaklanan, darbe yapan, kendi içinde çeteler oluşan bir örgüt disiplinli olabilir mi?

Disiplinsiz bir ordu başarılı olabilir mi?

İkisinin cevabı da “hayır.”

Balkan Savaşı’nı, Birinci Dünya Savaşı’nı hatta Kıbrıs Savaşı’nı birileri askerî açıdan iyice bir inceleyip açıklasa, yalanlarla gerçekler arasındaki o büyük farkı görüp canımız yanar ama hiç olmazsa bir hayal âleminde dolaşan “paranoyaklar” olmaktan kurtuluruz.

Kendi yalanlarımıza inanmak bizi “korkak” ve güvensiz yapıyor.

Dünyadan ayırıyoruz kendimizi.

Ama bununla da yetinmiyoruz.

Birbirimizden de sürekli kuşkulanıyoruz.

Bir tür “kurban olma” kompleksi herhalde bu.

“Birileri bize bir kötülük” yapacak inancı.

Ben, bu inancın ve hastalığın “tarih” kitaplarımızdan kaynaklandığına inanıyorum.

Tamamen tek taraflı ve yalan biçimde anlatılan o hikâyelerden.

Kaç kişi Rus ordularının Yeşilköy’e kadar nasıl geldiğini biliyor?

Kaç kişi Balkan Savaşları’nın nasıl askerî bir rezalet olduğunu biliyor?

Kaç kişi Birinci Dünya Savaşı’na hiç hazırlıklı olmadan girdiğimizi biliyor?

Kaç kişi, Kıbrıs’ta dünyanın en küçük ordusu karşısında ne kadar zorlandığımızı biliyor?

Çok az insan.

Çünkü olup bitenlerin gerçek yüzü anlatılmıyor.

Bütün askerî başarısızlıklarımız, “yabancıların kalleşlikleri, güvenilmezlikleriyle” açıklanıyor.

Kuşaklar boyunca hep bunları okuyan, bunlara inanan bir toplumun insanlarının sağlıklı değerlendirmeler yapması mümkün mü?

Sonunda bütün dünyaya düşman olan, sevgisiz bir topluma dönüşüyoruz.

Korku ve kuşku bizi o hale getiriyor ki hiç korkmamamız gereken şeylerden ödümüz patlarken, korkmamız gereken gerçekleri de inkâr edip yersiz böbürlenmelere kapılıyoruz.

Bana sorarsanız biz yanlış şeylerle övünüyoruz.

Askerlik değil bizim övüneceğimiz alan, orada debelendikçe hastalanırız, çünkü iyi asker değiliz.

Ama çok hergele bir toplumuz, tuhaf, biraz absürd bir mizah damarımız var, şiirde ise olağanüstü olduğumuza inanıyorum.

Romancılığımız Nobel’e kadar uzandı.

Sinemada yeni bir soluğa sahibiz.

Sporda çok şaşırtıcı atılımlar yapabiliyoruz zaman zaman.

Neyle övünüp neyle övünmeyeceğimizi bilirsek bu korkudan kurtuluruz bence.

Askerlikle övünme tutkusundan vazgeçip biraz mizaha, sanata, spora bakın.

O zaman “güvenli biçimde” dünyayla daha dost olacaksınız.

 

Diğer Ahmet Altan Makaleleri:
  1. Evet - 10.09.2010
  2. Bayram ve operasyon - 09.09.2010
  3. Her sahtekârlık mubah mı - 08.09.2010
  4. Darbecileri seven yargı - 07.09.2010
  5. Pide - 05.09.2010
  6. Diyarbakır’da bir başbakan... - 04.09.2010
  7. İki tür... - 03.09.2010
  8. Başörtüsü - 02.09.2010
  9. Mantık - 01.09.2010
  10. Aleviler - 31.08.2010
  11. Yargısız - 29.08.2010
  12. Çatlarken - 28.08.2010
  13. Fethullahçılar ve Avcı - 27.08.2010
  14. Siyasetin güzelliği - 26.08.2010
  15. Anayasa ve Apo - 25.08.2010
 Tüm makaleleri >>

 
 
Haberler:
  Türkiye’nin bağımlı günleri geride kaldı
  Otuz yıllık bir utancın sonu
  Böyle okul olmaz olsun
  Vesayette çatlak oluşacak
  Genç bir gazetecinin olağanüstü macerası
  Clooney hem usta hem kiralık katil
  445 sterline Jimmy Page
  Önce Larry King sonra da Obama’yla konuşmak istiyor
  3D Jovovich’e ne dersiniz
  Macar sineması İstanbul’da
  Bayramda ne yapalım
  Aşk imkânsızlıklarla spor anlarla hatırlanır
  Devler adım adım finale
  Yarı finalin diğer adı ABD-Litvanya
  Aslan'da prova iyi

 BUGÜNKÜ YAZARLAR
KUM SAATİ
Ahmet Altan - 10.09.2010
Evet
TÜRKİYE'NİN HALLERİ
Murat Belge - 10.09.2010
Sivil darbe!
YA DA
Yasemin Çongar - 10.09.2010
‘Mâşeri vicdan müthiştir’
MÜLAYİM
Etyen Mahçupyan - 10.09.2010
Son kerte soruları
MEDYAİRONİK
Alper Görmüş - 10.09.2010
Raziye Demir’e saygı yazısı
EKONOMİ POLİTİK
Cemil Ertem - 10.09.2010
Bir politik muhalefet olarak İslam
YENİ AVRUPA
Sezin Öney - 10.09.2010
Biz, Halk: İlk adım?
SAATLER
Leyla İpekçi - 10.09.2010
Yeniden hayat...
JİYAN
Suzan Samancı - 10.09.2010
Daha daha nasılsınız?
SOLAÇIK
Melih Altınok - 10.09.2010
Bu kez başarabiliriz, evet!
DAR KAPI
Kurtuluş Tayiz - 10.09.2010
Zaman ayarlı baskın
PANDORA'NIN KUTUSU
Nilüfer Kuyaş - 10.09.2010
Saçmalık
EKOL
Fikri Türkel - 10.09.2010
Ağzımızın tadı bozulmasın...
AĞLARIN İÇİNDEN
Fatih Uraz - 10.09.2010
Sevinelim mi, endişelenelim mi, anlayamadık
TERS KANAT
Dağhan Irak - 10.09.2010
Bir küçük hava boşluğundan umut sığar mı içeriye?
Anasayfa | Ekonomi | Politika | Güncel | Dünya | Spor | Sağlık | Yaşam | Bilim ve Teknoloji | Kültür ve Sanat | Eğitim | Yazı Dizisi | Her Taraf | Yazarlar
Reklam | Yazarlar | Künye | Haberler RSS | Yazarlar RSS | E-Gazete

Köşe Yazısı: Kimseyi sevmiyoruz - Ahmet Altan
11.09.2010 02:06:25