Kavganın en sert yerindeyiz.
Hem aradan yumruk atıp hem de kavga etmiyormuş gibi durarak “her şey mutabakatla çözülsün” diyenlere bayılıyorum doğrusu.
Ne mutabakatı?
İki tarafın birden “kazançlı” çıkacağı bir “oyun” değil bu, bir tarafın kazanıp, diğer tarafın kaybedeceği bir kavga.
Halkın iradesiyle oluşmuş bir parlamentonun “411 oyla geçirdiği” bir kararı “yok sayan”, kendisini halkın iradesinin üstünde gören, hukuka aldırmayan birkaç yüz “hukukçu” mu bu ülkeyi orduyla birlikte yönetecek yoksa halkın seçimiyle işbaşına gelen parlamento mu ülkeyi yönetecek?
Böyle bir kavgada kim kimle, niye anlaşıp mutabık kalacak?
Anayasa Mahkemesi’nin “türban kararı”, halka da, hukuka da, parlamentoya da, demokrasiye de hatta bizzat bu ülkenin “gerici” anayasasına da karşıydı.
Ülkeyi, bu Anayasa Mahkemesi mi yönetecek?
Türkiye’yi 1923’ün tek partili diktatörlük rejiminin içine hapsetmek isteyen yargıçlarla generaller mi egemen olacak yoksa bu ülkenin 2010 yılının şartlarında yaşayan halkı mı kendi geleceğini belirleyecek?
Vereceğimiz karar bunu ortaya koyacak.
Ergenekon’u soruşturan, devletin içindeki çeteleri ortaya çıkartan bir hukuk sistemimiz mi olacak yoksa “Ergenekon’un avukatı” olan CHP’nin cüppeli taraftarları, darbecilerle Ergenekoncuları mı koruyacak?
Biz çeteleşmiş, disiplinden kopmuş bir aşiret devleti mi istiyoruz yoksa çağdaş, disiplinli, hukuka uygun bir devlet mi istiyoruz?
Bunun mücadelesi yapılıyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.