1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
Reklam | Künye | İşbirliği | İletişim 11 Eylül 2010 Cumartesi 02:38
Haber Ara :
Taraf Gazetesi
Anasayfa Ekonomi Politika Güncel Dünya Spor Yaşam Bilim ve Teknoloji Kültür ve Sanat Eğitim E-Gazete Yazı Dizisi Her Taraf Yazarlar  
Ahmet Altan KUM SAATİ 17.12.2008
Ahmet Altan
Köküne inmek
Yazdır
Yazıyı Paylaş:
Ahmet Altan - Köküne inmek Ahmet Altan - Köküne inmek Ahmet Altan - Köküne inmek Ahmet Altan - Köküne inmek Ahmet Altan - Köküne inmek Ahmet Altan - Köküne inmek Ahmet Altan - Köküne inmek Ahmet Altan - Köküne inmek
Ahmet Altan köşe yazılarını web sitenize ekleyin
İşte şimdi büyük adım atıldı.
Bizim hukuk sistemimiz içinde bu nasıl gerçekleşti bilmiyorum ama Yargıtay, Danıştay baskını davası ile Ergenekon davasının birleştirilmesini istedi.
İşin püf noktası da burası zaten.
“Şeriat yanlısı” gözükerek Danıştay’ı basıp bir yargıcı öldüren sanıkla, “laiklik savunucusu” görüntüsünü yaratmaya çalışan Ergenekon çetesi arasındaki bağlantı ortaya çıkarıldığında, “görüntünün” arkasındaki asıl amacın bir darbe ortamı hazırlayıp dikta oluşturmak olduğu da ortaya çıkacak.
Doğrusunu isterseniz, gören gözler için bu zaten biliniyordu.
Ergenekon cephaneliğinde bulunan bombalarla Cumhuriyet Gazetesi’ne atılan bombaların “aynı kafileden” olması, Danıştay saldırısına karışan sanığın Cumhuriyet Gazetesi’nin bombalanmasında da görünmesi ipuçlarını ortaya koyuyordu.
Bombalar, saldırılar ve sanıklar arasındaki bağ anlaşılıyordu.
Ama medyanın “Ergenekon gerçeğini gözlerden saklamak” için canla başla uğraşan bir kesimi var.
Emekli Tuğgeneral Veli Küçük’ün, önceki günkü savunmasında söyledikleri bile onları etkilemiyor.
Mafya reislerinin mafya olmadığına, Veli Küçük’ün komutanlığını yaptığı bölgede faili meçhul cinayet işlenmediğine, JİTEM’in bulunmadığına inanmak daha da fenası inandırmak istiyorlar.
Açın dünkü gazeteleri bakın.
Ne demek istediğimi daha net göreceksiniz.
Sanırım, Ergenekon çetesini bir “muhalefet partisi”, saldırıları, bombalamaları, cinayetleri ve bunların sonucunda ortaya çıkması beklenen “darbeyi” de bir muhalefet türü sanıyorlar.
Galiba “AKP’yi devirecekse” bir darbeye de razılar.
Medyanın bir bölümündeki bu “darbe severliğe” baktığında insan kendine sormaktan kaçınamıyor:
Ergenekon’un medya bacağında kimler bulunuyor?
Medyadaki hangi isimler bu örgütün üyesi?
Bu sorular hakkaniyetten uzak sorular değil, Veli Küçük’ün “JİTEM yoktur” sözünün eleştirmeden, bu sözü gerçekmiş gibi kabul etmeye hazırlanan her “gazeteciden” kuşkulanma hakkı doğar.
Mahkeme kayıtlarına bile geçen “JİTEM”in varlığını bütün gazeteciler biliyor.
“Bilmiyormuş gibi yapanlara”, gerçeği saklayamayacaklarını bir daha hatırlatmak için eski “itirafçılardan” Abdülkadir Aygan ile görüştü arkadaşlarımız.
Uzun süre “JİTEM”de çalışan, o dönemde işlenen cinayetleri yazdığı anılarında anlatan Aygan, daha önce yayınlanmış olan eski bir “maaş bordrosunu” bize bir daha gönderdi.
Bugün birinci sayfamızda göreceksiniz.
O resmi belgenin üstünde, görev yeri olarak açıkça “JİTEM” yazıyor.
Bu maaş bordrosu daha önce de yayınlandı.
Buna rağmen “JİTEM yoktur” lafına inanmaya eğilimli “gazeteciler” hakkında ne düşünürsünüz?
Yeterince akıllı olmadıklarını mı?
Yeterince dürüst olmadıklarını mı?
Aslında gazeteci olmadıklarını mı?
Yoksa düpedüz “görevli” olduklarını mı?
Veli Küçük neden yaptı anlamış değilim ama dünkü savunmasındaki “savunulamaz” tuhaflıklarla, kendisini korumaya çalışan gazeteleri ve gazetecileri perişan etti.
Bundan sonra Küçük’ü savunabilmek için, mafyanın mafya olmadığını, Kocaeli bölgesinde hiç faili meçhul cinayet işlenmediğini ve JİTEM’in bulunmadığını da savunmak zorunda kalacaklar.
Bunları savunmak, onların gazeteciliğini ve gazetelerini nasıl etkileyecek göreceğiz.
Küçük’ün, bana göre, açıkça “itiraf” sayılabilecek inkarları karşısında alınacak tutum herkesin tıynetini de ortaya koyacak.
Danıştay baskını davasının Ergenekon davasına bağlanması ise bütün gerçeklerin ortaya çıkmasına yardımcı olacak.
Öyle anlaşılıyor ki devlet, “derin devletin” en azından bir bölümünü tasfiye etmeye kararlı.
Sanırım tasfiyeye uğrayanlar, “derin devletin” gücünü kendi kişisel çıkarları ve iktidar ihtirasları için kullanmaya kalkışanlar olacak.
Bu yeterli mi?
Elbette değil.
Ama en azından bir adım.
Derin devlet denilen garabet zaten kötü bir şey.
Ama bunun bir de mafyayla işbirliği yapılarak kişisel çıkarlar için kullanılması daha da beter.
Biz Susurluk’tan beri bunu yaşıyoruz.
Devlet uzun zaman kendi “suçlularını” da ortaya çıkarmayı reddetmişti.
Hiç olmazsa şimdi bunu yapıyor.
“Derin devlet” denilen yasadışı oluşumun devletin yerini almasına ramak kaldığını galiba sonunda onlar da gördü.
Türkiye, varlığını sürdürebilmek için uygar topluluklar arasında kendine bir yer bulmak zorunda.
Sürekli olarak suça bulaşan bir devletle bunu yapmasına imkan yok.
Varlığını sürdürebilmek için hiç olmazsa suçun bir bölümünü ayıklamaya çalışıyor.
Bu temizlik devam edecek gibi geliyor bana.
Toplumun her kesimindeki, özellikle de medyadaki, çete uzantıları da ya yakalanacak ya da sahneden çekilecek.
“Ergenekon’un avukatı” olduğunu söyleyen CHP lideri Deniz Baykal ile Ergenekon’u savunabilmek için çırpınan gazeteciler için zor günler geliyor.
Gerçekler anlaşıldıkça, daha önce söyledikleri ve yazdıkları için duyacakları pişmanlıklar da artacak gibi görünüyor.
Onların pişmanlıkları ise Türkiye’nin ümidi olacak.

 

Diğer Ahmet Altan Makaleleri:
  1. Evet - 10.09.2010
  2. Bayram ve operasyon - 09.09.2010
  3. Her sahtekârlık mubah mı - 08.09.2010
  4. Darbecileri seven yargı - 07.09.2010
  5. Pide - 05.09.2010
  6. Diyarbakır’da bir başbakan... - 04.09.2010
  7. İki tür... - 03.09.2010
  8. Başörtüsü - 02.09.2010
  9. Mantık - 01.09.2010
  10. Aleviler - 31.08.2010
  11. Yargısız - 29.08.2010
  12. Çatlarken - 28.08.2010
  13. Fethullahçılar ve Avcı - 27.08.2010
  14. Siyasetin güzelliği - 26.08.2010
  15. Anayasa ve Apo - 25.08.2010
 Tüm makaleleri >>

 
 
Haberler:
  Türkiye’nin bağımlı günleri geride kaldı
  Otuz yıllık bir utancın sonu
  Böyle okul olmaz olsun
  Vesayette çatlak oluşacak
  Genç bir gazetecinin olağanüstü macerası
  Clooney hem usta hem kiralık katil
  445 sterline Jimmy Page
  Önce Larry King sonra da Obama’yla konuşmak istiyor
  3D Jovovich’e ne dersiniz
  Macar sineması İstanbul’da
  Bayramda ne yapalım
  Aşk imkânsızlıklarla spor anlarla hatırlanır
  Devler adım adım finale
  Yarı finalin diğer adı ABD-Litvanya
  Aslan'da prova iyi

 BUGÜNKÜ YAZARLAR
KUM SAATİ
Ahmet Altan - 10.09.2010
Evet
TÜRKİYE'NİN HALLERİ
Murat Belge - 10.09.2010
Sivil darbe!
YA DA
Yasemin Çongar - 10.09.2010
‘Mâşeri vicdan müthiştir’
MÜLAYİM
Etyen Mahçupyan - 10.09.2010
Son kerte soruları
MEDYAİRONİK
Alper Görmüş - 10.09.2010
Raziye Demir’e saygı yazısı
EKONOMİ POLİTİK
Cemil Ertem - 10.09.2010
Bir politik muhalefet olarak İslam
YENİ AVRUPA
Sezin Öney - 10.09.2010
Biz, Halk: İlk adım?
SAATLER
Leyla İpekçi - 10.09.2010
Yeniden hayat...
JİYAN
Suzan Samancı - 10.09.2010
Daha daha nasılsınız?
SOLAÇIK
Melih Altınok - 10.09.2010
Bu kez başarabiliriz, evet!
DAR KAPI
Kurtuluş Tayiz - 10.09.2010
Zaman ayarlı baskın
PANDORA'NIN KUTUSU
Nilüfer Kuyaş - 10.09.2010
Saçmalık
EKOL
Fikri Türkel - 10.09.2010
Ağzımızın tadı bozulmasın...
AĞLARIN İÇİNDEN
Fatih Uraz - 10.09.2010
Sevinelim mi, endişelenelim mi, anlayamadık
TERS KANAT
Dağhan Irak - 10.09.2010
Bir küçük hava boşluğundan umut sığar mı içeriye?
Anasayfa | Ekonomi | Politika | Güncel | Dünya | Spor | Sağlık | Yaşam | Bilim ve Teknoloji | Kültür ve Sanat | Eğitim | Yazı Dizisi | Her Taraf | Yazarlar
Reklam | Yazarlar | Künye | Haberler RSS | Yazarlar RSS | E-Gazete

Köşe Yazısı: Köküne inmek - Ahmet Altan
11.09.2010 02:38:01