İşte şimdi büyük adım atıldı.
Bizim hukuk sistemimiz içinde bu nasıl gerçekleşti bilmiyorum ama Yargıtay, Danıştay baskını davası ile Ergenekon davasının birleştirilmesini istedi.
İşin püf noktası da burası zaten.
“Şeriat yanlısı” gözükerek Danıştay’ı basıp bir yargıcı öldüren sanıkla, “laiklik savunucusu” görüntüsünü yaratmaya çalışan Ergenekon çetesi arasındaki bağlantı ortaya çıkarıldığında, “görüntünün” arkasındaki asıl amacın bir darbe ortamı hazırlayıp dikta oluşturmak olduğu da ortaya çıkacak.
Doğrusunu isterseniz, gören gözler için bu zaten biliniyordu.
Ergenekon cephaneliğinde bulunan bombalarla Cumhuriyet Gazetesi’ne atılan bombaların “aynı kafileden” olması, Danıştay saldırısına karışan sanığın Cumhuriyet Gazetesi’nin bombalanmasında da görünmesi ipuçlarını ortaya koyuyordu.
Bombalar, saldırılar ve sanıklar arasındaki bağ anlaşılıyordu.
Ama medyanın “Ergenekon gerçeğini gözlerden saklamak” için canla başla uğraşan bir kesimi var.
Emekli Tuğgeneral Veli Küçük’ün, önceki günkü savunmasında söyledikleri bile onları etkilemiyor.
Mafya reislerinin mafya olmadığına, Veli Küçük’ün komutanlığını yaptığı bölgede faili meçhul cinayet işlenmediğine, JİTEM’in bulunmadığına inanmak daha da fenası inandırmak istiyorlar.
Açın dünkü gazeteleri bakın.
Ne demek istediğimi daha net göreceksiniz.
Sanırım, Ergenekon çetesini bir “muhalefet partisi”, saldırıları, bombalamaları, cinayetleri ve bunların sonucunda ortaya çıkması beklenen “darbeyi” de bir muhalefet türü sanıyorlar.
Galiba “AKP’yi devirecekse” bir darbeye de razılar.
Medyanın bir bölümündeki bu “darbe severliğe” baktığında insan kendine sormaktan kaçınamıyor:
Ergenekon’un medya bacağında kimler bulunuyor?
Medyadaki hangi isimler bu örgütün üyesi?
Bu sorular hakkaniyetten uzak sorular değil, Veli Küçük’ün “JİTEM yoktur” sözünün eleştirmeden, bu sözü gerçekmiş gibi kabul etmeye hazırlanan her “gazeteciden” kuşkulanma hakkı doğar.
Yazının devamını okumak için tıklayın.