Her mücadelenin, bu mücadeleye zemin hazırlayan toplumsal nedenleri bütünlüklü bir sistem içine yerleştiren, onu bir amaca, bir çözüme yönlendiren bir felsefesi, zihinsel bir derinliği, düşünsel bir altyapısı vardır.
O felsefeden ve zihinsel derinlikten koptuğun zaman “mücadele” amacını unutmuş bir kördövüşüne, bir intikam yarışına döner.
Sovyetler çöktüğü zaman, Türkiye Komünist Partisi’nin eski genel sekreteri Nabi Yağcı ile yaptığımız bir televizyon konuşmasını hiç unutmadım.
Ona, “Sovyetler niye çöktü” diye sormuştuk.
O da, “çünkü Marksizmin bir felsefe olduğunu unuttuk” demişti.
Türkiye, bir mücadeleler ve çatışmalar alanı.
Neredeyse bütün insanlarını “tek tip” haline getirmek isteyen bir devletle, toplumun “tek tipin” içine girmek istemeyen kesimleri arasında çatışmalar çeşitli biçimlerde sürüyor.
Ve, mücadeleler gittikçe daha acıklı ve sığ bir hal alıyor.
Çözüm geciktikçe, “amacın” çözüm olduğu da unutuluyor.
Kanlı ve anlamsız bir güç gösterisine dönüşüyor.
Geçen gün, PKK, “ateşkes” ilan ettiğini söylemesine rağmen dokuz askeri, uzaktan patlatılan bir mayınla öldürdü.
Taciz ateşi açarak da bir başka askeri hayattan kopardı.
Niye yaptı bunu?
Bu ölümlerin, Kürt meselesinin çözümüne nasıl bir faydası dokundu?
On tane yoksul çocuk ölünce sorunlar çözüldü mü?
Hiçbir şeye faydası olmadı bu manasız saldırıların.
Sadece on tane çocuk, daha yaşamın ne olduğunu bile anlayamadan öldüler, ailelerinin içi bir daha hiç dinmeyecek bir acıyla yandı.
Türk milliyetçiliği, o çocuklar için üzülenlerin acısından kendi ocağına ateş taşıdı.
Ordu, siyasetin içindeki varlığını sürdürebilmek için bir neden daha buldu.
Bu ölümlerin Kürtlere de Türklere de, intikam yangınını biraz daha harlamaktan başka faydası olmadı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.