Ters yöne girmiş bir araba gibi hissediyorum bazen kendimi.
Gitmek istediğim yer başka, gittiğim yer başka.
Biraz dertleşmek isterim.
Şöyle acılarımızdan, sevinçlerimizden, özlemlerimizden, aşklarımızdan konuşalım, kendi küçük hayatımızda büyük adacıklar gibi ruhumuzu kaplayan dertlerimizi birbirine bağlayan köprüler kuralım, birbirimizde biraz teselli arayalım isterim.
Biraz yakınmak isterim.
Küçük, kısık bir sesle söylenmek isterim.
Size Kadıköy’den bahsetmek isterim.
Demek isterim ki; benim ailem yüz yıldır Kadıköy’de oturur, benim çocukluğum parmaklıklarına sarmaşık güllerinin dolandığı, bahçe kapılarından hanımelilerin sarktığı, zakkumların, zambakların, şebboyların meyve bahçeleriyle koyun koyuna yaşadığı, akşamüstleri hercaimenekşelerin açtığı, gölgeli iri ağaçların sakin bir tevazula boy attığı, deniz, çimen, çiçek kokan yerlerde geçti.
Her mevsim başka kokardı.
Yaz günlerinin her vakti başka kokular yayılırdı bahçelere, sabah başka, öğlen başka, akşam başka kokularla dolardı.
Şimdi yaşlandım.
Hâlâ dedelerimin oturduğu evde oturuyorum.
Ve, artık Kadıköy her mevsim her saat aynı kokuyor.
Bu ülkede, bu şehirde, bu mahallede geçen bir ömür beni sonunda zakkum kokularından, zarafet sınırları içinde anlatılması mümkün olmayan kokulara getirdi.
Bütün Kadıköy kokuyor şimdi.
Ağır, mülevves bir koku bütün yaşayanları sarıyor.
Kimse bundan yakınmıyor.
Benim çocukluğumda zambaklar ne kadar doğalsa bugün Kadıköylüler için bu ağır koku o kadar sıradan.
Sanki kimse rahatsız olmuyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.