En zor şeylerden biri nedir biliyor musunuz?
Karşı karşıya gelen iki taraftan birini haklı bulamamak.
Hiç kimseden yana olamamak.
Bu, mücadeleye girişen herkesi size düşman eder. Hiç taraftarınız kalmaz.
Hep birlikte size kızarlar.
Ama yapacak bir şey yok, böyle bir ülkede herkesi kızdırmayı göze almadan, tümden taraftarsız kalmayı kabullenmeden inandıklarını söyleme imkânı bulunmuyor.
Anayasa Mahkemesi’nin hedef aldığı iki parti, AKP ile DTP Güneydoğu’da savaşıyorlar.
Ortalık kan revan.
Yaralanan insanlar, yakılan arabalar, patlatılan binalar.
Niye oluyor bütün bunlar?
Bu iki parti, Güneydoğu’daki seçimleri diğerine bırakmak istemiyor.
Ankara’da “sistemin muhalifi” olan AKP, Güneydoğu’ya gidince “sistemin partisi”ne dönüşüyor.
Siyasi iktidar olarak, Kürt sorununa kalıcı bir çözüm önermek, savaşı sona erdirecek çözümler üretmek, Kürt vatandaşların haklarını
da koruyan bir parti olmak yerine “kulağa hoş gelen” laflarla, seçim sırasında o bölgeye akıtılacak paralarla ilgi toplamaya uğraşıyor.
Başbakan “Kürtler Kürtlüğüyle övünmeli” diyor ama buna imkân verecek, ülkedeki siyasi tansiyonu düşürecek adımlar atmıyor.
Bu ülkenin her ırktan vatandaşını “gerçek vatandaş” haline getirecek, onları “devletin kulu” olmaktan kurtaracak sivil bir anayasa
hazırlamıyor.
Sadece Kürtleri değil, sadece Türkleri de değil, hepsini birden “devletin” ezici sultasından çekip çıkaracak yeni düzenlemelerden söz
bile etmiyor.
Anlayabildiğim kadarıyla, “devletle iyi geçinip” bu seçimleri kazanmayı hesaplıyor.
Seçimlerden sonra ne yapacağını biliyor mu, ondan da emin değilim.
Yazının devamını okumak için tıklayın.