1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
Reklam | Künye | İşbirliği | İletişim 03 Eylül 2010 Cuma 06:39
Haber Ara :
Taraf Gazetesi
Sitemiz saat 13:00'dan sonra güncellenmektedir.
Anasayfa Ekonomi Politika Güncel Dünya Spor Yaşam Bilim ve Teknoloji Kültür ve Sanat Eğitim E-Gazete Yazı Dizisi Her Taraf Yazarlar  
Ahmet Altan KUM SAATİ 26.08.2008
Ahmet Altan
Medya ve oyun
Yazdır
Yazıyı Paylaş:
Ahmet Altan - Medya ve oyun Ahmet Altan - Medya ve oyun Ahmet Altan - Medya ve oyun Ahmet Altan - Medya ve oyun Ahmet Altan - Medya ve oyun Ahmet Altan - Medya ve oyun Ahmet Altan - Medya ve oyun Ahmet Altan - Medya ve oyun
Ahmet Altan köşe yazılarını web sitenize ekleyin

Ben sizi İstanbul’da sokağa çıkamayacak hale getiririm istersem.

Televizyon bültenlerinin ilk haberleri olarak iki cinayeti veririm her gün.

Gazetelerin birinci sayfasına cinayet haberlerinin en kanlı görüntülerini koyarım.

Üç gün sonra bir dehşet şehrinde yaşadığınıza inanır, sıkıyönetim ilan edilmesini bile istersiniz.

Üstelik verdiğim haberler doğrudur da.

Gerçekten öyle cinayetler işlenmiştir.

Ama on beş milyonluk şehirde işlenen iki cinayeti, suç patlaması gibi sunduğunuzda herkesi korkutursunuz.

Bizim medya, bu oyunu askerin siyasete müdahale etmek istediği dönemlerde kullanır.

Bilmiyorum 28 Şubat’ı hatırlıyor musunuz?

Her darbe aşağılıktır ama 28 Şubat, bir de devleti inanılmaz bir arsızlıkla yağmalattığı için biraz daha aşağılıktır.

Hırsızlıklarını ve yağmacılıklarını da “laiklik” maskesi altına gizlemeyi başarmışlardır.

O dönemde herkes ülkede şeriatın patladığına inanmıştı.

Erbakan’ın başbakanlık konutunda verdiği yemeğe katılan sarıklı cüppeli misafirlerin görüntüsü ilk büyük sarsıntıyı sağlamıştı.

Benim için o yemek hâlâ bir muammadır.

Bir darbeye yardım etmek için biri plan yapsa ancak böyle bir iş yapabilirdi.

Gerisini ise üç başrol oyuncusuyla yüz kişilik bir figürasyon ekibi tamamladı.

Siyah külahlı, siyah uzun cübbeli, ellerinde uzun sopalar olan yüz kişi şehir şehir bütün ülkeyi dolaştı.

Her akşam televizyonlarda onlar vardı.

Görüntüleri çok etkileyiciydi.

Arkasından Ali Kalkancı, Fadime Şahin, Müslüm Gündüz üçlüsü çıktı.

Ali Kalkancı bir şeyhti.

Müritlerinden Fadime Şahin ile “ilişkisi” vardı.

Günlerce “şeyhle” sevgilisini izledik.

Dinden ve dindarlardan kuşku duyulmasını sağlayacak sahnelerdi gördüklerimiz.

Sonra Müslüm Gündüz’ün yaşadığı felaket yansıdı ekranlara.

Bu sefer aynı Fadime Şahin, bir başka şeyh olan Gündüz’le basılmıştı.

Üstelik baskın sahnesi bütün detaylarıyla kameralar tarafından çekilmişti.

Yarı çıplak, şaşkın yüzlü bir adam vardı.

Bu iki “skandal” ülkeyi ayağa kaldırdı.

Kimse, iki skandalda da aynı kadının başrolü oynamasındaki tuhaflığa şaşırmadı.

Yetmiş milyon nüfus vardı ama ne tesadüfse iki şeyhin koynuna giren de aynı kadındı.

28 Şubat darbesi bu gösterinin ortasında gerçekleşti.

Medya sayesinde istediğini ele geçirdi.

Ve, medya patronlarını paraya boğdu.

Sonra Fadime Şahin ortadan kayboldu.

İki şeyhle de basılma becerisini gösteren o “sıradan kadın” sırra kadem basmıştı.

Ardından Aczimendiler yok oldu ekranlardan.

Sonra şeyhler de kenara çekildi.

Geldik bugünlere.

Darbecilerin “cici maması” olan “laiklik” gene gündemde.

Ama ortada 28 Şubat’taki kadar “spektaküler” görüntüler yok.

Öyle görüntüler olmayınca, istenen ortam yaratılamıyor.

AKP’li belediyelerin içki yasaklamaları yetmiyor arzulanan “ambiansın” oluşmasına.

Bize “şeyhler” lazım.

Ve, Alev Er geçen gün Ergenekon iddianamelerini okurken bir telefon konuşmasına rastladı.

Ergenekon sanıklarından biri telefonda konuşurken “nerede bu bizim Kalkancı” diyordu.

İşin peşine düştük.

Telefon konuşmasını yapan ikinci kişiye ulaştık.

Anladık ki “bizim Kalkancı”, şu bizim Ali Kalkancı.

28 Şubat’ın ünlü şeyhi.

Ergenekoncular da aynı şeyhi arıyor.

Onunla bir şeyler yapacaklar.

28 Şubat’ın iki skandala ancak tek kadın bulabilmesinin de gösterdiği gibi “darbe göstericilerinin” sayısı pek bol değil bu ülkede.

Kadro dar.

Darbeye her heveslenen aynı kadronun kapısını çalıyor.

“Bizim Kalkancı”yı arıyor.

Zaten, Ergenekon davasının ortaya koyduğu en önemli gerçeklerden biri bu.

Kadronun darlığı.

Ergenekon’u incelerken Susurluk’a rastlıyorsunuz.

Susurluk’un baş aktörleri Ergenekon’da da karşınıza çıkıyor.

Sonra aynı iddianamenin içinde 28 Şubat’ın isimlerine ulaşıyorsunuz.

Ergenekon çözüldüğü zaman, Susurluk’un da, 28 Şubat’ın da sırlarını çözeceğiz.

Ergenekon, yakın tarihin “suç deltası” gibi.

Yıllardır akan suç nehirleri bütün değerli “elemanlarını” Ergenekon’da biriktirmiş.

Ergenekon, Ergenekon’dan daha fazla bir şey.

Yakın tarihin darbecilik külliyatında bulunan neredeyse bütün “derin devlet” unsurları bu çetenin içinde.

Burayı aydınlatınca yakın tarihi de aydınlatacağız.

Eğer, 28 Şubat’ın o “tek sesli, tek çıkarlı” medyası olsaydı, büyük bir ihtimalle Ergenekon da amacına ulaşırdı.

“Bizim Kalkancı”larla istediği havayı yaratırdı.

Ama o günler geçti.

Ergenekoncular ve onların hâlâ varlığını sürdüren medyadaki uzantılarının bir türlü anlayamadığı da bu zaten.

Hayatın ve Türkiye’nin değişmiş olduğu.

“Bizim Kakancılar” yetmiyor artık bu ülkeyi yolundan saptırmaya.

 

Diğer Ahmet Altan Makaleleri:
  1. Başörtüsü - 02.09.2010
  2. Mantık - 01.09.2010
  3. Aleviler - 31.08.2010
  4. Yargısız - 29.08.2010
  5. Çatlarken - 28.08.2010
  6. Fethullahçılar ve Avcı - 27.08.2010
  7. Siyasetin güzelliği - 26.08.2010
  8. Anayasa ve Apo - 25.08.2010
  9. Maksatlı ve manipüle edici... - 24.08.2010
  10. Genelkurmay açıklaması - 22.08.2010
  11. Bölünmek - 21.08.2010
  12. Sorun - 20.08.2010
  13. Faili meçhuller ve Ergenekon - 19.08.2010
  14. Ey siz sahipsizler... - 18.08.2010
  15. Devlet - 17.08.2010
 Tüm makaleleri >>

 
 
Haberler:
  Biz yaşadık, gelecek nesiller yaşamasın diye
  Neye ‘Evet’ diyeceksiniz
  12 yıl önce aslında ne oldu
  Beşiktaş’tan son dakika golü
  Yobo geçmişi çoktan unutmuş
  Guus Hiddink’ten teknik açıklamalar
  Uğur İnceman imza attı
  Arjantinli, Florya’yla tanıştı
  12 Dev Adam dörtte dört yaptı, liderliği garantiledi
  Pakistanlı kriketçi rolünü de kaybetti
  Mourinho zaman istedi
  İnsanlar tırsmakta haklı
  Zorba tam bir güneş insanı
  Gabor rahatsızlandı ve yine hastanede
  Michael Douglas kanseri yenecek

 BUGÜNKÜ YAZARLAR
KUM SAATİ
Ahmet Altan - 02.09.2010
Başörtüsü
OKUMA NOTLARI
Halil Berktay - 02.09.2010
[Kölelikten Türklüğe]
ARADA
Markar Esayan - 02.09.2010
Bu saklambaçta ebe nerede
NEDEN OLMASIN
Nabi Yağcı - 02.09.2010
Fötr ve kasket
MANİFESTOM
Yıldıray Oğur - 02.09.2010
Öcalan Suriye’den nasıl çıkarıldı -1
SİVİLAY ABLA
Dr. Sivilay Genç - 02.09.2010
EVET oyu AKP ilişkisi
YENİ AVRUPA
Sezin Öney - 02.09.2010
Sürgün
MEO VOTO
Mithat Sancar - 02.09.2010
Barışın dili
ARAYIŞ
Erol Katırcıoğlu - 02.09.2010
Biz burnumuzu sokacağız, bilesiniz
EŞİKTEN EŞİĞE
Fikret Doğan - 02.09.2010
Futbolcular ve fahişeler
ÇAYLAK RAPORU
Uğur Karakullukçu - 02.09.2010
Kendi ligine yabancılar
Anasayfa | Ekonomi | Politika | Güncel | Dünya | Spor | Sağlık | Yaşam | Bilim ve Teknoloji | Kültür ve Sanat | Eğitim | Yazı Dizisi | Her Taraf | Yazarlar
Reklam | Yazarlar | Künye | Haberler RSS | Yazarlar RSS | E-Gazete

Köşe Yazısı: Medya ve oyun - Ahmet Altan
03.09.2010 06:39:04