Ben sizi İstanbul’da sokağa çıkamayacak hale getiririm istersem.
Televizyon bültenlerinin ilk haberleri olarak iki cinayeti veririm her gün.
Gazetelerin birinci sayfasına cinayet haberlerinin en kanlı görüntülerini koyarım.
Üç gün sonra bir dehşet şehrinde yaşadığınıza inanır, sıkıyönetim ilan edilmesini bile istersiniz.
Üstelik verdiğim haberler doğrudur da.
Gerçekten öyle cinayetler işlenmiştir.
Ama on beş milyonluk şehirde işlenen iki cinayeti, suç patlaması gibi sunduğunuzda herkesi korkutursunuz.
Bizim medya, bu oyunu askerin siyasete müdahale etmek istediği dönemlerde kullanır.
Bilmiyorum 28 Şubat’ı hatırlıyor musunuz?
Her darbe aşağılıktır ama 28 Şubat, bir de devleti inanılmaz bir arsızlıkla yağmalattığı için biraz daha aşağılıktır.
Hırsızlıklarını ve yağmacılıklarını da “laiklik” maskesi altına gizlemeyi başarmışlardır.
O dönemde herkes ülkede şeriatın patladığına inanmıştı.
Erbakan’ın başbakanlık konutunda verdiği yemeğe katılan sarıklı cüppeli misafirlerin görüntüsü ilk büyük sarsıntıyı sağlamıştı.
Benim için o yemek hâlâ bir muammadır.
Bir darbeye yardım etmek için biri plan yapsa ancak böyle bir iş yapabilirdi.
Gerisini ise üç başrol oyuncusuyla yüz kişilik bir figürasyon ekibi tamamladı.
Siyah külahlı, siyah uzun cübbeli, ellerinde uzun sopalar olan yüz kişi şehir şehir bütün ülkeyi dolaştı.
Her akşam televizyonlarda onlar vardı.
Görüntüleri çok etkileyiciydi.
Arkasından Ali Kalkancı, Fadime Şahin, Müslüm Gündüz üçlüsü çıktı.
Ali Kalkancı bir şeyhti.
Müritlerinden Fadime Şahin ile “ilişkisi” vardı.
Günlerce “şeyhle” sevgilisini izledik.
Yazının devamını okumak için tıklayın.