Biz daha Ceylan’ın katilini bulamadık.
O kocaman açılmış gözlerini bırakıp kayboldu gitti aramızdan.
Henüz daha Ceylan’ın ölümünün hesabını soramadan şimdi bir çocuğumuzun daha ölüm haberi geldi.
Adı Mehmet Nuri.
On dört yaşındaydı.
Sırtından vurmuşlar.
Resmini getirdiler.
Saçları bir köy berberinde tıraş edilmiş, boynu biraz bükük, gözleri aralık kalmış, tam kapanmamış, boğazında acele dikilmiş bir otopsi yarasının iri dikişleri.
Öyle yatıyor.
Sınırın biraz berisinde, babasının anlattığına göre, arkadaşlarıyla oynarken askerleri görüp kaçmış, ateş açmışlar arkasından.
Devrilip ölmüş bir tarlanın kıyısına.
Bu çocuklar, ah bu çocuklar, bunları hapse atarlar, mahkûm ederler, roketle parçalar, tüfekle vururlar.
Kocaman açılmış gözleri, yarı kapalı gözleri kalır geriye.
Bunlar Kürt çocukları.
Bu ülkenin sahipsiz çocukları.
Mehmet Nuri’yi bir asker vurmuş, Mehmet Nuri’nin bir abisi de asker.
Çocukların vurulduğu, öldürüldüğü bir ülke burası.
Sayfanın tepesinde, Mehmet Nuri’nin babasının resminin yanında minik bir çocuğun resmini göreceksiniz, o da bir mayına basan asker babasının tabutuna bakıyor acıyla.
Annesi ona sarılmış.
Ağlayan, babasını kaybeden, öldürülen, vurulan, parçalanan çocuklar.
Atılan nutukları dinliyorum bazen, o siyasi hesapları, büyük tartışmaları dinliyorum, ne işe yarıyor bunlar, bu çocukları kurtaramayacak bir siyaseti ben ne yapayım?
Ceylan’ı kurtarmayacaksa.
Yazının devamını okumak için tıklayın.