Bütün canlılar içlerinde bir program taşıyorlar.
Ve, o programla çoğalıyorlar.
Düşünsenize, bir damla erkek spermi minicik bir dişi yumurtasıyla buluşuyor, bütünleşiyor ve yumurtadaki programla, spermdeki program birlikte çalışmaya başlıyor.
Yeni bir canlı oluşuyor.
Beyni, akciğerleri, kalbi, midesi, pankreası, dalağı, kan damarları, elleri, kolları, ayakları, parmakları şekilleniyor.
Birkaç istisna dışında bütün insanlarda bu organlar hep aynı yerde.
Kılcal damarlar hep aynı yerlerden geçiyor.
Damarlarda dolaşan kanın miktarı, yapısı herkeste aynı.
Ama tanrı, iki damladan bir canlı inşa etme mucizesiyle yetinmiyor.
Hepsinin kılcal damarlarının dağılımı, karaciğerinin işlemesi birbirine benziyor ama hepsinin bir başka “ruhu”, bir başka zihni, bir başka karakteri oluyor.
Bedensel faaliyetleri nerdeyse tıpatıp aynı ama gene de tümüyle birbirinden farklı milyarlarca insan çıkıyor ortaya.
Tanrı, bununla da yetinmiyor.
Bütün bu insanlara birbirinden farklı parmak izleri veriyor.
Altı milyar birbirine benzemeyen parmak izi yapıyor.
Parmağınızın ucuna bakın, o küçücük yerde altı milyar farklı şekil yaratmanın ne demek olduğunu düşünmek bile, bir insanın nasıl mucizevî bir yaratık olduğunu anlamaya yeter.
Bu mucize binlerce yıldanberi tekrarlanıyor.
O kadar çok tekrarlanıyor ki biz bir “mucize” ile karşı karşıya olduğumuzu unutuyoruz.
Yazının devamını okumak için tıklayın.