Türkiye’de herkesin sorunu var.
Ama herkes sadece kendi sorununun halledilmesini istiyor.
O kadarla da kalmıyor.
“Başkasının” sorununun halledilmesine de karşı çıkıyor.
Sanırım Türkiye’nin çözümlerinin üstüne kapanan kapının şifresi burada.
Ve, bu şifreyi kırmak çok zor.
Bu şifreyi kırmadan da Türkiye’nin kilitlerini açmak, onu özgürleştirmek, çağdaşlaştırmak, zenginleştirmek, huzurlu ve barışçı bir ülke haline getirmek de neredeyse imkânsız.
Herkesin birlikte özgürleşeceği bir büyük hareket başlatamıyor bir türlü burada yaşayan insanlar.
O zaman da birbirinden kuşkulanan, birbirinden nefret eden köle grupları halinde yaşamayı sürdürüyorlar.
Hayatlarının nasıl çalındığını fark edemiyorlar bile.
Özgür yaşamanın nasıl bir şey olduğunu hiç bilmeyen yetmiş milyon insanız burada.
Tarihimizin hiç bir döneminde gerçekten özgür olamadık.
Belki İkinci Meşrutiyet’in ilk zamanlarında özgürlüğe benzer bir şeyler yaşandı ama onun dışında özleyeceğimiz, bugünle kıyaslayacağımız bir özgürlük dönemi yok.
Hep yasaklarla, baskılarla yaşadık.
Kendi hayatımızla ilgili önerilerimizi söylememize bile izin verilmedi.
Ama unutmayın ki o izni vermeyenler, güçlerini, burada yaşayan insanların birbirine duyduğu kuşkudan ve nefretten aldılar.
Bugün de aynı yerden alıyorlar.
Anayasa Mahkemesi, bu ülkenin insanlarının iradesiyle oluşan Meclis’in elinden anayasa yapma hakkını zorla aldığında ortak bir tepkinin oluşmamasının sebebinin ne olduğunu sanıyorsunuz?
Anayasa Mahkemesi’nin işlediği ciddi suçun görünür hedefinin “türban” olması birçok insanı sessizliğe sevk etti.
Yazının devamını okumak için tıklayın.