1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
Reklam | Künye | İşbirliği | İletişim 03 Eylül 2010 Cuma 05:17
Haber Ara :
Taraf Gazetesi
Sitemiz saat 13:00'dan sonra güncellenmektedir.
Anasayfa Ekonomi Politika Güncel Dünya Spor Yaşam Bilim ve Teknoloji Kültür ve Sanat Eğitim E-Gazete Yazı Dizisi Her Taraf Yazarlar  
Ahmet Altan KUM SAATİ 02.05.2009
Ahmet Altan
Mutlu bir hayat filizlenir kavganın ufuklarında
Yazdır
Yazıyı Paylaş:
Ahmet Altan - Mutlu bir hayat filizlenir kavganın ufuklarında Ahmet Altan - Mutlu bir hayat filizlenir kavganın ufuklarında Ahmet Altan - Mutlu bir hayat filizlenir kavganın ufuklarında Ahmet Altan - Mutlu bir hayat filizlenir kavganın ufuklarında Ahmet Altan - Mutlu bir hayat filizlenir kavganın ufuklarında Ahmet Altan - Mutlu bir hayat filizlenir kavganın ufuklarında Ahmet Altan - Mutlu bir hayat filizlenir kavganın ufuklarında Ahmet Altan - Mutlu bir hayat filizlenir kavganın ufuklarında
Ahmet Altan köşe yazılarını web sitenize ekleyin
Kadıköy’ün yolları kesilmişti.

Büyük bir gösteri bekleniyordu.

Devasa bir sahne kurulmuştu.

Meydan hazırlanmıştı.

İşçiler gelmeye başladılar, bir iki şarkı duyduk, bir iki de konuşma yapıldı, meydanda seyrek bir kalabalık vardı ve biz asıl mitingin başlamasını beklerken kalabalık dağılmaya koyuldu.

Anlayamadık.

“Miting daha sonra mı başlayacak” dedik.

Sonra anladık ki miting bitmiş.

Hayatımda gördüğüm en acıklı mitingdi herhalde bu.

Taksim Meydanı’na da birkaç bin işçi girmişti.

Yıllardan beri 1 Mayıs’ta Taksim Meydanı’na girilmesine devlet izin vermediği için Taksim’e girebilmek büyük bir “devrimci” başarı olarak değerlendirilmişti.

Bazı küçük gruplar da Taksim’in arka sokaklarında polisle çatışmış, molotofkokteyli atmış, camları kırmıştı.

“İşçinin, emekçinin bayramı” İstanbul’da böyle kutlanmıştı.

1960’ları, 1970’leri hatırlayanlar, “devrimci” hareketin düştüğü duruma içleri yanarak bakmışlardı.

Başka türlü olabilir miydi?

Hayır olamazdı.

Gelecek yıl, Taksim Meydanı’na girişe izin verilirse 1 Mayıs’ın neredeyse hiçbir anlamı kalmayacak.

Niye böyle oldu peki?

Nedeni çok karışık değil.

Ezilen kitleler meydanlara “bir umutla”, bir “hayalle”, bir “beklentiyle” giderler.

Çoğunluğu ordunun denetimine girmiş olan sendikaların, işçiye, emekçiye, yoksula, ezilene “bir umut” vermesi mümkün mü?

1977’de Taksim’de öldürülen yoldaşlarının katillerini aramayanların, o katillerin bugünkü uzantısı olan çetelerle kolkola girenlerin, kitleleri harekete geçirecek bir “hedefi” ortaya koymaları mümkün mü?

“Devrimciliği”, Ergenekon yandaşlığına, ordu hayranlığına indirgemiş olanların bir heyecan yaratması mümkün mü?

Devrim halkla olur.

Devrimi “orduyla” yapmak isteyenlerin “devrimci bir ateşi” yakmaları mümkün mü?

Bugün “devrimci” etiketini benimseyerek ortalarda dolaşanların çoğu eski yoldaşlarının katilleriyle çoktan anlaştılar.

“Devrimcilik, ilericilik, solculuk” diye “faili meçhullerin faillerini” koruyanlara, canileri umut olarak görenlere, darbeciliği alkışlayanlara rastlıyorsanız, “devrim” bir umut olur mu?

Devrim, böyle bir şey değil.

Devrim, cesaret ister.

Devrim, mücadele ister.

Devrim, sisteme ve o sistemin silahlı bekçilerine kafa tutmak ister.

Devrim, değiştirmek ister.

Devrim, halkına güven ister.

Devrim, halkına zulmeden gaddar darbecilerden hesap sormak ister.

Asker postallarının arasında dolaşmaz devrimci.

Ezilen türbanlı kızlara, vurulan Kürt çocuklarına, ibadethanesi kapatılan Alevilere, işkencede öldürülen solculara arkasını dönmez devrimci.

Sistemin işbirlikçisi olmaz.

Öyle o partiyle, bu partiyle uğraşmaz, bütün o partilerin arkasında duran ve adına “sistem” denilen yapının üstüne gider doğrudan.

Bir amacı olur.

Bir hedefi olur.

Halkının en özgür, en zengin, en mutlu yaşayacağı yolu açmak için uğraşır.

Halkından nefret ederek, halkını küçümseyerek, halkını horlayarak devrim mi olur, devrimcilik mi olur?

Efendilerinin postal bağlarını kendine bayrak yapanların devrimciliği, sahtekârlıktan başka bir şey değildir.

Devrim, sahtekârlarla olmaz.

Devrim, kavgayla olur.

Devrim, yürekle olur.

Devrim, değiştirir.

Ezilenlerin ezilmesini önlemektir devrimin işi.

“Dünya değişiyor” diye ağlamaz devrimci, dünyanın değişmesi sevindirir onu.

Ve bir yandan dünya değişsin diye uğraşırken bir yandan da ezilenleri “değişen dünyanın” sarsıntılarından korumak için yollar arar.

O yoldur devrimin hayali.

O yolu bulmaktır devrimin umudu.

Eşitlik ister, hakkaniyet ister, özgürlük ister.

“Bir ulusun” değil bütün ulusların hakkını savunur, ezilenlerin sadece “kendine benzeyenini” değil bütün ezilenleri kucaklar.

O marşlar boşuna yazılmadı, o marşlar boşuna söylenmedi.

Bırakın “devrimin” yerine “darbeyi” koyanları, bırakın “enternasyonalizmin” yerine “ulusalcılığı” koyanları, bırakın bir zamanlar kurbanların yanındayken şimdi katillerin yanında olanları.

Devrim, halkıyla yürür.

Devrim, dünyayla yürür.

Ve hiç unutmayın...

Mutlu bir hayat filizlenir kavganın ufuklarında.

Binler yürür o zaman, on binler, yüz binler, milyonlar yürür.

Yürür o kavganın ufuklarından.

Yeter ki o kavgayı sürdürecek yürek olsun.

 

Diğer Ahmet Altan Makaleleri:
  1. Başörtüsü - 02.09.2010
  2. Mantık - 01.09.2010
  3. Aleviler - 31.08.2010
  4. Yargısız - 29.08.2010
  5. Çatlarken - 28.08.2010
  6. Fethullahçılar ve Avcı - 27.08.2010
  7. Siyasetin güzelliği - 26.08.2010
  8. Anayasa ve Apo - 25.08.2010
  9. Maksatlı ve manipüle edici... - 24.08.2010
  10. Genelkurmay açıklaması - 22.08.2010
  11. Bölünmek - 21.08.2010
  12. Sorun - 20.08.2010
  13. Faili meçhuller ve Ergenekon - 19.08.2010
  14. Ey siz sahipsizler... - 18.08.2010
  15. Devlet - 17.08.2010
 Tüm makaleleri >>

 
 
Haberler:
  Biz yaşadık, gelecek nesiller yaşamasın diye
  Neye ‘Evet’ diyeceksiniz
  12 yıl önce aslında ne oldu
  Beşiktaş’tan son dakika golü
  Yobo geçmişi çoktan unutmuş
  Guus Hiddink’ten teknik açıklamalar
  Uğur İnceman imza attı
  Arjantinli, Florya’yla tanıştı
  12 Dev Adam dörtte dört yaptı, liderliği garantiledi
  Pakistanlı kriketçi rolünü de kaybetti
  Mourinho zaman istedi
  İnsanlar tırsmakta haklı
  Zorba tam bir güneş insanı
  Gabor rahatsızlandı ve yine hastanede
  Michael Douglas kanseri yenecek

 BUGÜNKÜ YAZARLAR
KUM SAATİ
Ahmet Altan - 02.09.2010
Başörtüsü
OKUMA NOTLARI
Halil Berktay - 02.09.2010
[Kölelikten Türklüğe]
ARADA
Markar Esayan - 02.09.2010
Bu saklambaçta ebe nerede
NEDEN OLMASIN
Nabi Yağcı - 02.09.2010
Fötr ve kasket
MANİFESTOM
Yıldıray Oğur - 02.09.2010
Öcalan Suriye’den nasıl çıkarıldı -1
SİVİLAY ABLA
Dr. Sivilay Genç - 02.09.2010
EVET oyu AKP ilişkisi
YENİ AVRUPA
Sezin Öney - 02.09.2010
Sürgün
MEO VOTO
Mithat Sancar - 02.09.2010
Barışın dili
ARAYIŞ
Erol Katırcıoğlu - 02.09.2010
Biz burnumuzu sokacağız, bilesiniz
EŞİKTEN EŞİĞE
Fikret Doğan - 02.09.2010
Futbolcular ve fahişeler
ÇAYLAK RAPORU
Uğur Karakullukçu - 02.09.2010
Kendi ligine yabancılar
Anasayfa | Ekonomi | Politika | Güncel | Dünya | Spor | Sağlık | Yaşam | Bilim ve Teknoloji | Kültür ve Sanat | Eğitim | Yazı Dizisi | Her Taraf | Yazarlar
Reklam | Yazarlar | Künye | Haberler RSS | Yazarlar RSS | E-Gazete

Köşe Yazısı: Mutlu bir hayat filizlenir kavganın ufuklarında - Ahmet Altan
03.09.2010 05:17:33