Aslında dün iki ayrı filmi hatırlatan iki dehşet verici olay yaşadık. İlki, Bernhard Schlink’in muhteşem kitabından yapılan Okuyucu isimli filmdeki bir mahkeme sahnesinde sorgulanan olayın aynısıydı.
Yargıç, içinde Yahudilerin bulunduğu kilise yanarken kapıları niye açmadığını soruyordu Nazi gardiyana.
Gardiyan, kapıları açması halinde tutukluların kaçacağını söylüyordu.
Görevi onları kaçırmamaktı, o nedenle yanmaları kendisine daha makul görünmüştü.
Ve, kapıları açmamıştı.
Dün, Van’dan İstanbul’a getirilen beş mahkûmun içinde bulunduğu bir cezaevi arabası yolda tutuştu ve arabanın içindeki beş mahkûm diri diri yandı.
Mahkûmlara eşlik eden on jandarmanın ateşler arabayı sardıktan sonra mahkûmları kurtarmak için uğraştıkları söyleniyor.
Neden alevler bütün arabayı sarana kadar beklemişler?
Neden daha önce mahkûmları arabadan çıkarmamışlar?
Tabii, uzun yola çıkarken mutlaka “bakımı yapılmış” olması gereken araba durduk yerde nasıl tutuştu sorusu da var ama ben asıl yangın başladıktan sonra mahkûmların dışarı çıkarılmamasıyla ilgiliyim.
Diri diri yanan beş kişiyle...
Çığlık çığlığa kıvranarak, kavrularak ölen beş kişiyle...
Jandarmalar neden yangın başlar başlamaz mahkûmların kilitli kapısını açmadılar?
Benim bildiğim, mahkûm arabaları iki bölümlüdür, demir parmaklıklarla ayrılan birinci bölümde mahkûmlar oturur, kapının yanında oturan en azından iki jandarma da onları denetler.
Belli ki jandarmalar arabadan atlamışlar ama demir parmaklıkların kilidini açmamışlar.
Yazının devamını okumak için tıklayın.