Hadi gelin şöyle bir rahatça kendimizi çekiştirelim.
Kahve usulü, “ulan biz adam olmayız” diyerek bir verip veriştirelim kendimize.
Şu kalıpçılığımızdan başlayalım önce.
Ne kadar da “kalıplarla, klişelerle” yaşıyoruz, öyle değil mi?
Mesela bu gazeteyi çıkardığımızdan bu yana ben bir şey öğrendim.
Bizim ülkede hiç kimse, bir insanın “bir fikirden” yana olabileceğini düşünmüyor.
Mutlaka “birisinden” yanasın.
Ya bir partiyi tutuyorsun, ya bir grubu destekliyorsun, ya bir örgütün taraftarısın.
Senin hayatını, o hayatın içindeki duruşunu, “fikrin” değil, taraf olduğun örgüt belirliyor.
Buna alışmış insanlar burada.
Ya bir örgütten yanalar, ya bir örgüte karşılar.
Halbuki insanların fikirleri vardır, umutları vardır, hayalleri vardır.
Ben, gerçek bir demokrasinin en iyi yönetim biçimi olduğuna inanırım.
Hukukun bütün kurallarının uygulanması gerektiğini düşünürüm.
Demokrasilerde herkes eşittir, herkes inancında, ibadetinde, düşüncesinde özgürdür.
Herkesin özgürlüğü hukuk çerçevesinde güvenceye alınır.
Benim bu düşüncemi paylaşan herkesi desteklerim.
Benim isteklerimi gerçekleştirecek her partinin başarılı olmasını isterim.
Herhangi bir parti demokrasiyi gerçekleştirmek istediğinde, o partiyi elimden geldiğince savunurum.
Demokrasiden uzaklaşınca da elimden geldiğince eleştiririm.
Benim ölçüm budur.
Bu kadar basit ve nettir.
Sizce bizim ülkemizde bu kadar “basit” bir şeyi anlatmak kolay mıdır?
Hayır, çok zordur.
Böyle bir alışkanlık yok bu ülkede.
Gidin konuşun insanlarla.
Genellikle size neden yana olduklarını, hangi fikri desteklediklerini değil, neye karşı olduklarını anlatacaklar.
Ben bu ülkede “AKP karşıtı olmanın solculuk olduğunu” sanan insanlara bile rastladım.
Yazının devamını okumak için tıklayın.