Bir özür dilemeliyiz önce.
Yunus’la ilgili verdiğimiz haber yanlış çıktı.
Mucizevî bir şekilde kurtarılan ama daha sonra maalesef iç kanamadan dolayı ambulansta ölen çocuğumuzun yanında bulunan ve onu enkazın ağırlığından bir ölçüde koruyabilmiş olan beden babasına ait değilmiş.
Başka birine aitmiş.
Haberi veren muhabirimizin deprem bölgesinde haberi hazırlarken çok zor koşullarda görev yaptığını düşünerek biz kendisini bu seferlik bağışladık, siz de bizi bağışlayın.
Şimdi gelelim faciaya.
Bu, “acımız büyük, çok üzüldük, yaraları saracağız” laflarıyla geçiştirilemeyecek bir felaket.
Bu ülkedeki neredeyse bütün depremlerde olduğu gibi biz bu depremde de “tabiatın” değil “vicdansız ve insafsız” insanların sillesini yedik.
Van’da deprem olması kimse için bir sürpriz değil.
Oranın deprem bölgesi olduğu zaten biliniyor.
Peki, depreme karşı ne tedbir alınmış?
Tek kelimeyle cevap vereyim.
Hiç.
Manşetin hemen altında Anadolu Ajansı’nın geçtiği bir okul resmi göreceksiniz.
Okul, depremde toza dönüşmüş, okulun çatısı yere yapışmış.
O binanın depremi beklemeden çok önce zaten “yetkililer” tarafından yıkılmış olması gerekirdi.
Böyle bir binanın ayakta durmasına kim izin veriyor?
Orası okul binası değil, ölüm tuzağı.
Ya deprem okulun tatil olduğu pazar günü değil de pazartesi günü olsaydı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.