Aslında biliyoruz da ilk kez bu kadar açık söylendiğini duyuyoruz.
Medyayla siyasetin kirli ilişkisi iyiden iyiye ortaya çıkıyor.
Doğrusu ya başbakan bunu iyi anlattı.
“İktidarı köşeye sıkıştırıyorsunuz, sonra isteyeceğinizi isteyip onu teslim alıyorsunuz” diyordu.
Köşeye sıkışan iktidarların açıkları olduğunu kendilerinin de açığı bulunmadığını vurguluyordu.
Ve, Aydın Doğan’a “imtiyazlı biri değilsin, herkesle eşitsin, ona göre davran” diye sesleniyordu.
Bunun “bedelini ödemeye hazır olduklarını” da belirtiyordu.
Bu konuşma, bilinen birçok gerçeğin belki de ilk kez resmî bir ağızdan kabulü anlamına geliyor.
Demek ki bu ülkede bugüne kadar “gazete patronları” imtiyazlıymış.
Bu gazete patronlarının “gazetecilik dışında” işleri olduğunu düşündüğümüzde bu “imtiyazın” nasıl kullanılabildiğini de kavrıyoruz.
Bütün o ihaleleri, kredileri artık “imtiyazlı” olmalarının ışığında değerlendirebiliriz.
Tabii şu soruyu da sormalıyız:
“Neden gazete patronları imtiyazlıydı bugüne kadar?”
Arkasından birkaç soru da başbakana soracağız.
Altı yıl içinde gazete patronlarının imtiyazını ortadan kaldırmak, onları diğer vatandaşlarla eşit kılmak için ne tür yasal ve idari tedbirler aldınız?
Almadıysan niye almadınız?
Bundan sonra sadece Aydın Doğan mı “imtiyazsız” olacak yoksa bütün gazete patronları imtiyazlarını kaybedecekler mi?
Peki, yarın bir gün Aydın Doğan’la barışırsanız, Doğan “imtiyazlarını” geri alacak mı?
Gazete patronlarına “imtiyaz verip vermemek” siyasi iktidarların elinde olduğu sürece, bu imtiyazın ne zaman bitip ne zaman başlayacağından biz nasıl haberdar olacağız?
Bu “imtiyaz” meselesini bu ülkede ilelebet bitirmek için ne tür düzenlemeler yapmayı düşünüyorsunuz?
Bu düzenlemeleri yapacak mısınız?
Ne zaman yapacaksınız?
Çünkü bu yasal düzenlemeler yapılmadıkça bu ülkede medya siyaset ilişkisinin kirliliği sona ermez.
Yazının devamını okumak için tıklayın.