1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
Reklam | Künye | İşbirliği | İletişim 03 Eylül 2010 Cuma 06:26
Haber Ara :
Taraf Gazetesi
Sitemiz saat 13:00'dan sonra güncellenmektedir.
Anasayfa Ekonomi Politika Güncel Dünya Spor Yaşam Bilim ve Teknoloji Kültür ve Sanat Eğitim E-Gazete Yazı Dizisi Her Taraf Yazarlar  
Ahmet Altan KUM SAATİ 23.08.2008
Ahmet Altan
O zaman yakalasalardı...
Yazdır
Yazıyı Paylaş:
Ahmet Altan - O zaman yakalasalardı... Ahmet Altan - O zaman yakalasalardı... Ahmet Altan - O zaman yakalasalardı... Ahmet Altan - O zaman yakalasalardı... Ahmet Altan - O zaman yakalasalardı... Ahmet Altan - O zaman yakalasalardı... Ahmet Altan - O zaman yakalasalardı... Ahmet Altan - O zaman yakalasalardı...
Ahmet Altan köşe yazılarını web sitenize ekleyin

İşin belki de en dehşet verici yanı, devletin her şeyi bilmesi.

Ne faili meçhuller bir sır devlet için, ne Susurluk, ne de Ergenekon.

Hepsinden haberi var.

Ama yakalamıyor.

Tam aksine, koruyor.

Bundan on yıl önce, JİTEM’in “tetikçi” olarak kullandığı itirafçılardan bir grup, JİTEM bünyesinde işledikleri cinayetleri anlatıyor.

Hangi subaylarla birlikte çalıştıklarını isim isim açıklıyorlar.

Olayların bütün ayrıntılarını veriyorlar.

Korkunç şeyler var söyledikleri arasında.

Şırnak’ın İdil ilçesinde üç köylüyü öldürmeleriyle ilgili itiraflarından sonra bir grup subay, korucu ve “itirafçı” hakkında dava açılıyor.

Diyarbakır DGM Savcılığı, Jandarma Genel Komutanlığı’na bir mektup yazarak, “ismi geçen subaylar” hakkında bilgi istiyor.

Jandarma Komutanlığı cevap veriyor.

Diyor ki, “Genelkurmay Başkanlığı bu konuda bir soruşturma başlattı”.

Cevap bu.

Yani, “yargı bu işe karışmasın, biz aramızda hallederiz”.

Üç insanın ölümüyle sonuçlanan bir cinayetle ilgili olarak askeriyenin yargıya verdiği cevap bu kadar.

Diyarbakır DGM Savcılığı bu sefer Ankara DGM Savcılığı’na başvuruyor.

“Bu şahıslar hakkında bilgi alın,” diyor.

Ankara DGM Savcılığı, Jandarma Komutanlığı’na bir yazı daha yazıyor.

Bu sefer “cevap” biraz daha üst düzeyden geliyor.

Genelkurmay Adli Müşaviri Tümgeneral M. Erdal Şenel imzalı ikinci cevap hukuk tarihine geçecek cinsten.

Şöyle diyor tümgeneral:

“Genelkurmay Başkanlığı’nca gerekli inceleme ve soruşturma tarafımızdan yürütülmüştür. Bu nedenle aynı konuda tekrar talepte bulunulmasının sebebi anlaşılmamıştır.”

Aslında bu iki satır Türkiye’de askerle hukuk arasındaki ilişkinin muhteşem özetidir.

Aralarında subayların da bulunduğu bir grubun üç kişiyi öldürdüğü söyleniyor.

Genelkurmay, “biz soruşturuyoruz, yargı bunu daha niye uzatıyor” diye cevap veriyor.

Öyle ya, öldüren askerse kim ona hesap sorabilir.

Cinayet işlediyse “vatanı için işlemiştir”, bu da yargıyı hiç ilgilendirmez.

Vatan için subaylar canlarının istediğini ensesinden vurup öldürebilir.

Anlayış bu.

Bugün, Ergenekon çetesine karşı “tarafsız” kalmayı tercih edenlerin, bunu “solculuk” olarak göstermeye çalışanların bu davayı iyice bir incelemeleri gerekir bence.

Onların solcu olup olmadıklarını bilmem.

Ama eğer vicdan ve akıl sahibiyseler, “biz ne yapıyoruz” diye bir sorarlar kendilerine.

Çünkü bu davada adı geçen subayları toplum daha sonra yakından tanıdı.

Onlardan biri, bugün Ergenekon sanığı olan Veli Küçük.

Diğeri, bir başka Ergenekon sanığı Arif Doğan.

İkisi de şu anda Ergenekon davasından tutuklu.

Diğer subaylardan ikisinin adı da Ergenekon dosyalarında geçiyor.

Ergenekon’un temeli Güneydoğu’da işlenen bu cinayetlerle atıldı.

Genelkurmay’ın, “hukuk bizim subayların cinayetlerine karışamaz” demesiyle semirip gelişti.

Eğer Türkiye, “siz ne karışıyorsunuz” tavrından, emekli orgenerallerin tutuklandığı bir noktaya geldiyse, bunun önemli bir gelişme olduğunu anlamak gerekir.

Bugün bu gelişmeyi desteklemezseniz, 28 Şubat’ın o kanlı ve hukuksuz dönemine geri dönersiniz.

Böyle korkunç bir ihtimale destek olmanın adına “solculuk” diyen bir toplum olduğunu da hiç sanmıyorum.

Solculuk kavramını bu kadar kirletmeye de gerek yok.

İnsan sadece “korkak”, sadece “çıkarcı”, sadece “işbirlikçi”, sadece “faşist” olabilir...

Korkaklığını “solculuk” maskesinin arkasına saklamaya çalışmak, ödlekliği gizlemeye yetmez, ona bir de ahlaksızlığı ekler, o kadar.

Bizde hiçbir kurum davranması gerektiği gibi davranmıyor.

Ne ordu ordu gibi davranıyor, ne yargı yargı gibi, ne kendilerine “solcu” diyenler solcu gibi, ne aydınlar aydın gibi, ne de siyasetçiler siyasetçi gibi...

Bu karmaşada da köylüler dere kenarlarında enselerinden vuruluyor.

İnsanlar sokaklarda öldürülüyor.

Bombalar patlatılıyor.

Eğer on yıl önce, ordu “28 Şubat ordusu” gibi değil de gerçek bir ordu gibi davransaydı, kendisinden istenen bilgileri yargıya verseydi, kendisinin “hukuktan üstün” olduğunu sanmasaydı, daha sonra öldürülen birçok insan öldürülmezdi.

Cinayetler engellenirdi.

Ama 28 Şubat’ın generalleri kendilerini herkesten daha akıllı, herkesten daha “vatansever” bulunca, burası cinayetler cehennemine döndü.

Kürt sorununun, dere kenarında adam vurarak halledilebilecek olduğunu sanma canavarlığı, insanların hayatlarını yok etti, devleti devletlikten çıkardı.

Çeteleri besledi.

Türkiye henüz tümden temizlenemediyse de, o gün bulunduğu noktadan daha ileri bir noktaya ulaşmayı başardı.

Hiç olmazsa sanıklar ortaya çıkarılıyor, davalar açılabiliyor.

Henüz “muvazzaflara” dokunulamasa da, hiç olmazsa emeklilere “siz ne yaptınız” denebiliyor.

Ordu gerçek bir ordu olup da “hukukun üstünlüğünü” tam anlamıyla kabul ettiğinde, eğer varsa, Ergenekon’un ordu içindeki uzantıları da budanacaktır.

Belki o zaman kendilerine solcu ya da aydın gibi sıfatlar takmaktan hoşlanan bazıları da “hukukun üstünlüğünü kabul etmiş bir orduyla” yaşamanın iyi bir gelişme olduğunu fark eder.

Türkiye her şeye rağmen gelişiyor.

Daha da gelişecek.

O zaman her şeyin gerçeği ile sahtesi birbirinden ayrılacak.

Cinayetler karşısında “tarafsız” kalan “solcular” ve cinayetler işleyen çeteciler sahneden çekilecek.

Daha aydınlık bir sahnemiz olacak.

Daha güvenli.

Ve, daha dürüst.

 

Diğer Ahmet Altan Makaleleri:
  1. Başörtüsü - 02.09.2010
  2. Mantık - 01.09.2010
  3. Aleviler - 31.08.2010
  4. Yargısız - 29.08.2010
  5. Çatlarken - 28.08.2010
  6. Fethullahçılar ve Avcı - 27.08.2010
  7. Siyasetin güzelliği - 26.08.2010
  8. Anayasa ve Apo - 25.08.2010
  9. Maksatlı ve manipüle edici... - 24.08.2010
  10. Genelkurmay açıklaması - 22.08.2010
  11. Bölünmek - 21.08.2010
  12. Sorun - 20.08.2010
  13. Faili meçhuller ve Ergenekon - 19.08.2010
  14. Ey siz sahipsizler... - 18.08.2010
  15. Devlet - 17.08.2010
 Tüm makaleleri >>

 
 
Haberler:
  Biz yaşadık, gelecek nesiller yaşamasın diye
  Neye ‘Evet’ diyeceksiniz
  12 yıl önce aslında ne oldu
  Beşiktaş’tan son dakika golü
  Yobo geçmişi çoktan unutmuş
  Guus Hiddink’ten teknik açıklamalar
  Uğur İnceman imza attı
  Arjantinli, Florya’yla tanıştı
  12 Dev Adam dörtte dört yaptı, liderliği garantiledi
  Pakistanlı kriketçi rolünü de kaybetti
  Mourinho zaman istedi
  İnsanlar tırsmakta haklı
  Zorba tam bir güneş insanı
  Gabor rahatsızlandı ve yine hastanede
  Michael Douglas kanseri yenecek

 BUGÜNKÜ YAZARLAR
KUM SAATİ
Ahmet Altan - 02.09.2010
Başörtüsü
OKUMA NOTLARI
Halil Berktay - 02.09.2010
[Kölelikten Türklüğe]
ARADA
Markar Esayan - 02.09.2010
Bu saklambaçta ebe nerede
NEDEN OLMASIN
Nabi Yağcı - 02.09.2010
Fötr ve kasket
MANİFESTOM
Yıldıray Oğur - 02.09.2010
Öcalan Suriye’den nasıl çıkarıldı -1
SİVİLAY ABLA
Dr. Sivilay Genç - 02.09.2010
EVET oyu AKP ilişkisi
YENİ AVRUPA
Sezin Öney - 02.09.2010
Sürgün
MEO VOTO
Mithat Sancar - 02.09.2010
Barışın dili
ARAYIŞ
Erol Katırcıoğlu - 02.09.2010
Biz burnumuzu sokacağız, bilesiniz
EŞİKTEN EŞİĞE
Fikret Doğan - 02.09.2010
Futbolcular ve fahişeler
ÇAYLAK RAPORU
Uğur Karakullukçu - 02.09.2010
Kendi ligine yabancılar
Anasayfa | Ekonomi | Politika | Güncel | Dünya | Spor | Sağlık | Yaşam | Bilim ve Teknoloji | Kültür ve Sanat | Eğitim | Yazı Dizisi | Her Taraf | Yazarlar
Reklam | Yazarlar | Künye | Haberler RSS | Yazarlar RSS | E-Gazete

Köşe Yazısı: O zaman yakalasalardı... - Ahmet Altan
03.09.2010 06:26:54