Gorbaçov’la Clinton’dan sonra ilk kez böylesine etkileyici bir lider kalabalıkların önüne çıkıyor.
Bir zamanlar zencilerin kırbaçlandığı, öldürüldüğü, dövüldüğü bir ülkenin ilk siyah devlet başkanı olabilmesi için sıradışı yetenekleri olması gerekiyor insanın.
O kişisel yetenekler de Obama’da var gibi gözüküyor.
Olağanüstü iyi bir hatip.
Halkın ihtiyaçlarını iyi saptayan ve en azından şimdilik söylem düzeyinde bu ihtiyaçlara doğru cevap veren bir politikacı.
Çok parlak bir eğitimi var, rengiyle ve geçmişiyle “alttakileri” temsil ederken, mezun olduğu okul ve entelektüel düzeyiyle de “eliti” temsil edebiliyor.
Seçildikten sonra yaptığı daha ilk konuşmayla da güçlü bir lider olabileceğini gösterdi.
Obama’nın rakibi olan partinin eski dışişleri bakanı Colin Powell, Obama’nın konuşmasını dinlerken ağladığını söyledi televizyonda.
“Bunu söylemekten utanmıyorum,” dedi, “bütün ailem ağladı.”
Belki çok yeni sözler değildi söyledikleri ama uzun sürmüş bir Bush döneminden ve savaşlardan geçmiş, bütün dünyanın nefretini kazanmış, yüzyılın en ciddi kriziyle boğuşan bir ülkenin yeniden güç ve ümit kazanmasını sağlayacak bir konuşmaydı.
Değişimi ve dürüstlüğü vurguluyordu.
Özellikle bir cümlesi, bizim gibi ülkelerde yaşayan insanları imrendirecek, hatta kıskançlığını uyandıracak gibiydi:
“Bizim gücümüz, silahların gücünden ya da büyüklüğümüzden kaynaklanmaz, biz gücümüzü demokrasiden ve kaybetmediğimiz ümidimizden alırız.”
Bu sözleri dinlerken içim kamaştı.
Bu çok tekrarlanacak konuşmayı yapan Amerika’nın yeni başkanı, seçimi kazandıktan sonra milyonlarca seçmenine gönderdiği teşekkür mektubunu nasıl imzalamıştı biliyor musunuz?
Sadece tek kelimelik bir imzaydı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.