Başbakan Erdoğan dün Uludere’deki katliamla ilgili açıklamalar yaparken, Taraf’ın “Devlet halkını bombaladı” manşetini de “insafsız” olmakla suçladı.
İnsafsızlık manşette değil.
İnsafsızlık, devletin otuz beş kişiyi bombalayarak öldürmesinde.
Erdoğan’dan beklenen, “halkını bombalayan” devletten hesap sorması, gazetecilerle polemik yapması değil.
Tabii, devletin içindeki “yapılanmaları” kalıcı bir şekilde temizleyip köklü bir sistem değişikliğine gidemeyince sonunda iş insanları öldüren “devleti savunmaya” geliyor.
Bu tür olaylar, “Ergenekon bitti, askerî vesayet geriledi, biz devletin kontrolünü ele geçirdik” aymazlığının sonuçları, bu sistem devam ettiği sürece bu devleti “sivillere” vermezler, sen devleti yönetiyorum sanırken devlet seni yönetir.
Devletin yöneticisi sensen bu katliamın hesabını ver, devletin yöneticisi sen değilsen, devleti halkın oylarıyla seçilenlerin yöneteceği demokratik bir sistem kur.
Böyle iki arada bir derede kalırsan, ne devleti yönetebilirsin ne de yeni bir düzen kurabilirsin, “bu insanları kim öldürdü” diye şaşırır kalırsın.
Kendi halkının cenazesine bile gidemezsin.
Bu, Türkiye’nin genel durumu, AKP’nin kararsızlığının Türkiye’yi ağır ağır yeniden soktuğu kanlı çıkmazın büyük resmi.
Bir de bu son facianın gerçekleri var.
Başbakan, Baransu’nun “MİT’ten o akşam istihbarat geldi” diyen haberini pek de kibar olmayan bir dille yalanlarken “Rapor o gece değil, dokuz on gün önce geldi” dedi.
Bu açıklama, son faciadaki “tuhaflıkları” daha da arttırıyor.
Garip bir “tuzak” kokusu var bütün bu olayda.
Yazının devamını okumak için tıklayın.