Daha önce de birkaç kez yazmaya çalışmıştım, PKK aslında devleti yendi, sadece yenmedi bozguna uğrattı.
Devlet, PKK karşısında başarılı olabilmek için bütün varlığından, hukukundan, saygınlığından, onurundan, güvenilirliğinden, kısacası devlet olmaktan vazgeçti.
PKK’nın en büyük zaferi, bir devleti “devlet olmaktan vazgeçmek” zorunda bırakmasıdır.
Ve, emin olun bu büyük bir zaferdir.
Bu büyük bozgun döneminde devlet kendi içinde “illegal” örgütler kurdu, mafyayla işbirliğine gitti, binlerce cinayet işleyerek insanları sokaklarda öldürdü, uyuşturucu ticareti yaptı, haraç aldı, çeteleşti, devasa bir suç örgütüne dönüştü.
Subaylarını sıradan katiller haline getirdi.
Polisleri haraç kavgalarına karıştı.
Zaten pek disiplini olmayan ordu tümüyle disiplinden ve hiyerarşik yapıdan koptu.
Cuntacılık, darbecilik ordunun içinde yaygınlaştı.
Yargıçlar, devletin suçlularını korumak için yasaları gözardı etti.
MİT’in bazı üyeleri mafyanın emrine girerek kendi devletlerine ve hükümetlerine karşı mücadele etti.
Devletin “bozgun” yılları ülke tarihinin de en kanlı dönemlerinden biri oldu.
Kürtleri, solcuları, Atatürkçüleri öldürdüler.
Subaylardan, polislerden, MİT’çilerden, mafyacılardan oluşan çeteler türedi devletin içinde, üstelik birbirlerine “para” kavgasında rakip haline gelen çetelerin sayısı birden fazlaydı.
Bu disiplinsiz yapının içinde, “sahipsiz duran” iktidarı ele geçirmek isteyen generallerin kurduğu cuntalar da çoğaldı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.