O görüntüleri izlediniz mi?
Geniş bir kırlıkta, elli altmış çocuk “gösteri” yapıyorlarmış, “ağır teçhizatla” olay yerine gelen Özel Harekâtçı polislere taş atıyorlarmış.
Oraya hiç polis gitmese ne olacak?
Çocuklar biraz bağırıp dağılacaklar.
On üç on dört yaşında çocuklar bunlar, “gösteri” yaptıkları yer koca bir kırlık.
Yok, olmaz, Kürt çocukları gösteri yapamaz, kırlarda bağıramaz.
Polisler tazyikli suyla, ellerinde tüfeklerle çocuklara saldırıyorlar.
Polislerden biri, on dört yaşındaki çelimsiz bir oğlanı yakalıyor, yere yıkıyor...
Ve başlıyor başına dipçikle vurmaya.
Öldüresiye vuruyor.
Hiçbir neden yok vurması için.
İçindeki nefrete hâkim olamadığından vahşice dipçikliyor küçük oğlanı.
Sonra bir başka polis de çocuğu döveni tebrik ediyor.
Bunlar öyle bir polisin, iki polisin vahşeti değil.
Güneydoğu’da devlet böyle.
Bir halka karşı böyle bir nefret, böyle bir kin, öfke duyan bir devlet orayı nasıl yönetecek?
Ayrıca da neden yönetsin?
Neden Türkiye, böylesine nefret ettiği bir halkı yönetmek için dirensin?
Onları, küçük çocuklarını bile yerlere yıkıp dipçikleyecek, kafatasını çatlatacak kadar “düşman” görüyorsanız, orada kalamazsınız.
O sahneleri seyreden herkes bir Filistinlinin kolunu taşla ezip kıran İsrail askerlerini hatırladı.
Hindistan’da, göstericileri soğukkanlı bir şekilde makinelilerle tarayan İngilizleri hatırladı.
Bu devlet “Kürtleri” kendinden görmüyor.
Onun için bir “işgal gücü” gibi davranıyor orada.
Yazının devamını okumak için tıklayın.