Peki, diyelim ki ben safım.
Kolay kanıyorum ve olmayacak hayallerim var.
Herkesin bu kadar cingöz olduğu bir memlekette ben de saf oluvereyim, ne olur?
Ben bazen bilgililerin cahillere, akıllıların saflara ihtiyacı olduğuna inanırım.
Bilginin ve aklın da insan ruhunda bıraktığı lekeler bulunur çünkü.
Kendini üstün görme gibi, diğerlerini küçümseme gibi, “kül yutmayacağım” derken tümden kuşkucu olmak gibi, bazen basit olayların da mutlaka karmaşık olacağını sanma gibi, kendini koruma isteğine fazla kapılma gibi küçük tortular bırakabilir içimizde bilgiyle akıl.
Deyin ki ben cahil ve akılsızım.
Siz de çok akıllısınız.
Ama siz kendinizi çok fazla koruyorsunuz.
Beki de bazen korumanız gerekmediği yerde koruyorsunuz.
Başkalarından çok kuşkulanıyorsunuz.
Bazen de kuşkulanmanız gerekmediği yerde kuşkulanıyorsunuz.
Kandırılmamak için çok direniyorsunuz.
Bazen kandırılmadığınız durumlarda da direniyorsunuz.
Bilginiz ve aklınız sizi çok koruyor.
Ama bazen insan en çok korunduğu ve en çok koruduğu yerden vurulur.
Belki de o kadar korunmamak gerekiyordur.
Hadi diyelim ki siz olayların yüzde doksan dokuzunda haklı çıkıyorsunuz.
Yüzde birinde haksız olma ihtimaliniz yok mu?
Ben çocukken babam “yüzde bir” diye bir yazı yazmıştı.
“O yüzde bir için ben her şeyi göze alırım” demişti.
Belki de o yüzde biri görmek için biraz cahil ve saf olmak gerekir.
Akıl, o “yüzde biri” saklar çünkü bizden.
Bugün bu ülkenin “ezilen” insanları bir türlü biraraya gelip hayatı değiştiremiyorsa bunun en büyük nedenlerinden biri belki de “akılları”.
Yazının devamını okumak için tıklayın.