Uzun süren savaşlarda gerçekleri bulmak çok zorlaşır.
Gazeteler ve televizyonlar “gerçekleri” aramaktan ve göstermekten vazgeçer, “düşmanı” hırpalayacak, “dostu” sevindirecek haberleri tercih ederler.
Kürt gerillaların cenazelerine, vicdana, hukuka ve dine hiç uymayan biçimde saygısızca ve insafsızca davranıldığında, bunun kendisine haber verilmesine saygısızca tepki gösteren Başbakan’ı eleştiren satırlara “tipik” Türk gazetelerinde pek rastlamazsınız.
Onlar, kendilerini savaşın rüzgârına öylesine kaptırmışlardır ki “ölülere saygı gösterilmesi” gerektiğini bile unutmuşlardır.
Bir insan öldüğünde “savaş” biter.
O ölünün ailesine teslim edilmesi ve sonsuz yolculuğuna usulünce uğurlanması gerekir.
Böyle yapılmadığı yolunda bir iddia başbakanın önüne gelirse, başbakan bunu araştırmakla yükümlüdür, bu iddiayı önüne getirene kızmakla değil.
Ama bizim başbakan öyle yapmadı.
Cenaze namazında “düşmanlıkların” bitirildiğini, bu hayata ait bütün hesapların kapatıldığını, “helalleşildiğini” ve “gidenin” hep bir ağızdan “iyi bilirdik” diye yolcu edildiğini hiç hatırlamadan, “onlar da bizimkilere yapıyorlar” türünden izansız bir tepkiyle meseleye sırtını döndü.
Hâlbuki bunu araştırmak, ölülere saygı gösterilmesini sağlamak onun göreviydi.
Bunu, hiç kimseye değilse, onların ailelerine borçluydu.
Evladını itikadına uygun biçimde gömmenin bir babanın elindeki son teselli olduğunu aklına bile getirmedi.
Yaptığı utanılacak bir işti ve Türk medyası bunu eleştirmedi.
Yazının devamını okumak için tıklayın.