Bu ülkede yargıya güvenen kimse kaldı mı?
Kalması mümkün değil.
Çünkü karşımızda “tek parça” bir yargı yok.
Yargıçlarla savcıların önemli bir kısmı “devletin içine uzanan” suçları soruşturmaya uğraşıyor, o suçları ve suçluları soruşturuyor.
“Yüksek Yargı”nın önemli bir kesimi de “devlete uzanan” her türlü soruşturmanın önünü kesebilmek amacıyla çabalıyor.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun gerek İstanbul’daki Ergenekon soruşturmasına müdahale edip savcılarını değiştirmek için, gerekse bir ucu Üçüncü Ordu Komutanı’na dokunan Erzurum Ergenekon’u davasının savcılarını görevden almak için verdikleri büyük mücadeleyi hatırlayın.
Eğer HSYK’nın istedikleri olsaydı Ergenekon ve Balyoz soruşturmasının savcılarıyla yargıçları hiçbir şey yapamazlar, davalar daha baştan reddedilirdi.
Türkiye, eskisi gibi “devletin içindeki” suçları sorgulayamadan ve bu suçları engelleyemeden o çarpık yapısını sürdürürdü.
Bu tür bir engellemenin başarıya ulaşması halinde Türkiye bir “darbe ortamı ve tehdidi” içinde yaşamaktan kurtulamazdı.
HSYK’ya, ona destek veren Yargıtay’a, Danıştay’a ve 367 kararı gibi kararlara imza atan Anayasa Mahkemesi’ne güvenen insanlar var.
Onlar, “AKP’nin şeriat devleti kurmasını”, ordunun ve “yüksek yargıçların” önlediğini düşünüyorlar.
AKP’nin “şeriat” getirmek istediğine dair somut bir işaret görmüyorum ben.
Bunun “darbe alışkanlığını” sürdürmek için ortaya atılan bir “bahane” olduğu kanaatindeyim.
Yazının devamını okumak için tıklayın.