Geçenlerde bir arkadaşımla konuşurken, “neden son otuz yıldaki ahmakça tartışmalar diye bir dizi yapmıyorsunuz” dedi.
“İyi fikir” dedim ama sonra bunun çok uzun bir dizi olabileceğini düşündüm.
Türkiye de dünyayla birlikte hızlı bir değişimden geçiyor ve bu arada pek zekice olmayan korkulara tutsak düşüyor sık sık.
Ben bu ülkede haftalarca “çikita muz ithal edersek ülke batar” tartışması yapıldığını hatırlıyorum.
Dışardan “muz alırsak” ülkenin batacağına ciddiyetle inanan çok kelli felli adam vardı bu ülkede.
Bir kısmı hâlâ yazı yazıyor.
“Serbest kura” geçersek batacağımızı söyleyenler de çok oldu.
Ama işin asıl tuhaf yanı ne, biliyor musunuz?
Bu ülkede değişime karşı çıkanların genellikle kendilerini “ilerici” olarak gören insanlar olması.
“Halkımız tutucudur” diye sık tekrarlanan bir söz duyarsınız.
Gerçekten halkımız tutucu mu?
Çok emin değilim bundan.
Çünkü kim “değişimden” söz etse oy patlaması yaşıyor.
Turgut Özal, bu ülkedeki en ciddi devrimleri gerçekleştiren liderlerden biriydi.
Halktan çok ciddi bir destek buldu.
İlerici olduklarını söyleyenlerin çoğu Özal’a karşıydı.
Bilmem hatırlar mısınız ama eğer Özal olmasaydı siz şimdi cep telefonu kullanamayacaktınız.
Çünkü “telsiz kullanma yasağı” bulunuyordu bu ülkede.
“İlerici” olduğunu sananlar Özal’ın “sistemi değiştirmek” için yaptıklarını değil, onun “dindar” yanını görüyorlardı.
Ve, onun dindarlığına karşı çıkarken yaptığı her şeye de karşı çıkıyorlardı.
Aynı zamanda “halife” olan padişahları deviren Cumhuriyet, kendi iktidarını pekiştirmek için öylesine “laiklik” vurgusu yapan bir propagandayla doldurmuştu ki hayatı, bütün ilericilik-gericilik ölçüleri de “din ekseninde” oluşmuştu.
Yazının devamını okumak için tıklayın.