Bana sorarsanız, son zamanlarda siyasetteki en önemli gelişmelerden biri CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Doğu ve Güneydoğu illerine gitmesidir.
Türkiye’nin normalleşmesi ve barışı bulabilmesi için çok büyük bir adım bu.
Kılıçdaroğlu’nun oralara gitmesi, oradan da “oy” istediği anlamına geliyor.
Siyaset de zaten bu demek.
Ama AKP’den başka “Türkiye’nin bütününden oy isteyen” başka bir parti yoktu.
CHP ile MHP sadece batıdaki Türklerden, BDP de sadece Kürtlerden oy isteyen “bölgesel” partilerdi.
Eğer “bir kesimin, bir bölgenin” oyuna talipseniz, yalnızca o kesimin hoşuna gidecek sözler söyler, o kesimin içini soğutacak laflar eder, o kesimin beğeneceği politikalar izlersiniz.
“Diğer kesimlerin” talepleri, duyarlılıkları, sıkıntıları sizi ilgilendirmez.
Bütün ülkeyi kucaklayan büyük partilerin olduğu ülkelerde böyle “bölgesel” partiler bir sorun yaratmaz.
Ama ülkede “savaş” varsa, “birbirine kızan, duyguları çok farklı iki kesim” bulunuyorsa ve “iki taraftan” da oy isteyen yalnızca bir parti sahnedeyse “barış” şansı çok zayıflar.
İki taraftan da oy isteyen partinin “uzlaşma” arayışlarına, “bölgesel” partiler, “sadece kendi kesimlerinin” isteklerini ve duygularını dile getiren sert çıkışlarla engel olur.
Uzun zamandır biz bunu yaşıyoruz.
Eğer Kürtlerden ve Türklerden oy isteyen “ikinci” bir parti olsaydı, AKP’nin “Kürt açılımı” böyle cami avlusuna bırakılmış çocuk gibi sahipsiz kalmazdı, “diğer” parti de bu açılımı destekler ve bunu daha ileriye götürmeye uğraşırdı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.