Hemen hemen hepimiz gerçeklerin farkındayız.
Cumhuriyet tarihi boyunca süren devlet yapısı, bu yapının çağdışı çarpıklıkları, siyasal ve sosyal ilişkiler, toplumsal katmanlar, kullanılan aletler, ekonomik düzen, dünyaya bakışımız, dünyanın bize bakışı ciddi biçimde değişiyor.
Bunu biliyoruz.
Değişim sürecinde geldiğimiz nokta, bundan on, hatta beş yıl önce bile hayal edilemeyecek bir nokta.
Herşeyi bir yana bırakın, bugün PKK’nın lideri Öcalan’la devlet müzakereler sürdürüyor, bu gerçek Başbakan tarafından açıklanıyor, ana muhalefet lideri bunu olumlu karşılıyor, sürmanşetimizde okuyacağınız gibi Apo “sözleşme safhasına gelindiğini” söylüyor.
En önemli sorunumuzun çözümünde sona yaklaşıyoruz.
Bunu da hepimiz biliyoruz.
Sorunun çözümü gerektiğini de kabul ediyoruz.
Kürt meselesinin çözümünden ve yeni anayasanın hazırlanmasından sonra bambaşka bir hayata başlayacağımız da kimsenin meçhulü değil.
Buraya kadar herşey normal geliyor.
Şizofreni bundan sonra kendini gösteriyor.
Bütün bu değişimleri biliyoruz, görüyoruz, kabul ediyoruz ama sanki bunlar olmuyormuş gibi davranıp, konuşmak istiyoruz.
Bugünü yaşıyoruz ama otuz yıl öncesinin dilini konuşuyoruz.
Söylediği bir cümle yüzünden mahkûm olan Hatip Dicle’nin milletvekili olmasını sağlayacak formül aranırken, yaşadığımız gelişmelerde en büyük paya sahip olan AKP, aniden otuz yıl öncesinin konuşma biçimine dönerek “Ne yapalım, yasalar böyle” diyebiliyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.