İnsanlar da, fikirler de, siyasetler de, aynen gemiler gibi değişik değişik limanlara gidebilirler.
Hepsinin aynı yere gitmesi gerekmiyor.
Ama hangi limana giderse gitsin bütün gemilerin, yolunu bulabilmesi için “kutup yıldızı” gibi sağlam bir yol göstericiye ihtiyacı var.
Gidilecek limanın farklılığı, rotayı belirleyecek “ölçünün” farklılığı anlamına gelmiyor.
Tarihin geçiş dönemlerinde, fikir yolculuklarının “kutup yıldızları” sönükleşip kaybolur bazen.
Rotasını belirleyecek “işareti” kaybeden birçok insan, varmak istediği limandan çok başka bir limanda bulur bazen kendini.
Bir çağdan bir çağa geçiyoruz.
Hayat neredeyse tümüyle değişmekte.
Bütün kavramlar farklılaşıyor.
Sınıf yapıları değişiyor.
İşçi sınıfı sahneden çekiliyor.
Ki bu gelişme insanlık tarihinin belki de en övünülecek, en büyük aşaması.
Pek de uzak olmayan bir gelecekte insanlar, üretime bedenleriyle katılmayacaklar.
Aletleri, aletler yapacak.
Bu, insanlık için büyük bir gelişme ama “sol” kesim için karanlık bir gecede “kutup yıldızını” kaybetmek gibi rotayı şaşırtan bir sonuç veriyor.
Teorisini büyük ölçüde “işçi sınıfı” üzerine kurmuş bir ideoloji, işçi sınıfı yok olunca ne yapacak?
Onunla birlikte yok mu olacak?
Onun aslında yok olmadığını iddia ederek tuhaf bir serabın içinde mi hayatını sürdürecek?
Yoksa, asıl “kutup yıldızının” işçi sınıfından başka bir şey olması gerektiğini düşünüp, solun “rotasını ve pusulasını” bir daha mı gözden geçirecek?
Solun nihai amacı, “işçi sınıfını” yüceltmek, onu güçlendirmek, onu iktidara getirmek değildir.
Solun nihai amacı, “devletsiz, sınıfsız, mülkiyetsiz” bir “enternasyonalizme” doğru ilerlemektir.
İşçi sınıfının bu “yolculukta” öncü seçilmiş olması, bu sınıfın “mükemmeliyetinden” ya da vazgeçilmezliğinden kaynaklanmaz.
Yazının devamını okumak için tıklayın.