Bu Tayyip Erdoğan’ın ağzından çıkanı kulağı duymuyor bazen.
Kelimelerin hepsinin bir ağırlığı vardır, bu, o ağırlıkları tartacak teraziyi kaybetmiş.
Böyle üslupsuz biçimde konuşup karşısındakini kızdırıp cevabını alınca, bu sefer de mahkemeye koşuyor.
Dün Kars’ta binlerce insanın önünde, adını söylemeden, bizim gazeteyi “tel’in” etti, bir güzel de yuhalattı bizi.
Konu, Hrant Dink’in oğlunun bizim gazeteye yazdığı bir yazıydı.
Arat Dink, kendisinin Başbakan’a “Çemil Çiçek için kanlımız diyebilir miyiz” diye sorduğunu Başbakan’ın da kendisine “kanlımız deme, zanlımız de” dediğini anlattı yazısında.
Biz de o yazıyı “aynı kelimelerle”, hiç yorum yapmadan manşete koyduk.
Bugün Başbakan Erdoğan, “bunu yazan çocuğa teessüf” ettiğini, “bunu malzeme haline getiren gazeteyi de tel’in ettiğini” söyledi.
“Malzeme haline getirmek” ne demek? Arat Dink’in yazısını mı çarpıttık, yoo, yazıyı mı yorumladık, yoo.
Erdoğan’ın bu tepkisinden sonra Arat Dink bugün bir yazı daha yazdı.
“Başbakan o sözü söyledi ama aslında ‘bari zanlı de’ diyerek aslında Çiçek’i korudu” diyor bu yazısında.
Onu da manşete koyduk.
Erdoğan o lafı söylemiş ama Arat Dink, o sözün yorumlamasını değiştirince “hakkaniyetten şaşmamak” için onu da manşete çıkarttık.
“Malzeme yapmak” ne demek, niye malzeme yapalım, yazılanı birebir söylüyoruz yalnızca, öyle işin içine lanetler, beddualar karıştırarak meseleyi mahalle kavgasına çevirmenin alemi var mı?
“Ben öyle söylemedim” dersin, bunu diyemiyorsun çünkü demişsin, o zaman “söyledim ama şu anlamda söyledim” dersin.
Yazının devamını okumak için tıklayın.