Tesadüf elbette bunlar.
Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun geçen yaz İstanbul’a atadığı bir yargıcın bütün darbe sanıklarını bir gecede tahliye etmesi bir tesadüftür.
Şamil Tayyar’ın on gün kadar önce aynı yargıçtan söz ederek, “bu yargıç nöbetçi olacak, onun nöbetçi olduğu dönemde tahliyeler artabilir” demesi ve dediğinin çıkması da tesadüftür.
Bir mahkemenin bir albayı “Balyoz darbesinden tutukladığı saatlerde” o “tek” yargıcın 19 Balyoz sanığını tahliye etmesi tesadüftür.
Bir mahkeme “Balyoz darbe suçunu” çok ciddi bulurken, HSYK’nın geçen yaz atadığı yargıcın “suçun vasfı” değişebilir demesi de tesadüftür.
Tahliyelerin hep aynı yargıç tarafından yapılması da tesadüftür.
HSYK’nın, “darbe ve Ergenekon” sanıklarını tutuklayan, haklarında dava açan savcıları görevlerinden almaya uğraşıp, bütün sanıkları tahliye eden bir yargıcı o mahkemeye tayin etmesi de tesadüftür.
Tesadüftür bunlar.
Ama tuhaf ve “daha önceden tahmin edilebilen” tesadüflerdir.
Ve, bu kadar “çok” tesadüf olması bir yargı sistemi için iyi değildir.
“Eğer o yargıcın nöbetçi olduğu gün başvururlarsa darbe sanıkları mutlaka tahliye olurlar” inancının yayılması ve bu inancın doğru çıkması yargıyı yaralar.
İşte, son günlerde tartıştığımız “anayasa değişikliklerinin” bu tesadüflerle çok kuvvetli bir ilişkisi var.
Bu “anayasa” taslağının bir bölümü, bu “tesadüflerin” tam göbeğinde duran HSYK’nın yapısını değiştirmeyi amaçlıyor.
O “yapının” değişmesi demek “tesadüflerin” azalması demek.
Yazının devamını okumak için tıklayın.