Babam, yazarlığa çok genç yaşta başlamış.
Sert de yazan bir adam, sözünü sakınmıyor, nerede bir haksızlık görse üstüne gidiyor.
Bir gün, daha yaşlı bir yazar, “Çetin” demiş, “bari dört kişi bırak da tabutunu taşıyacak adam olsun”.
Biz bu Taraf gazetesini çıkardığımızdan beri aklıma sık sık bu hikâye geliyor.
Geçenlerde Başar, “Herhalde biz o dört kişiyi de bulamayacağız” dedi, “bizim tabutları tekerlekli yapıp yokuştan aşağıya salıverecekler”.
Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki ya gerçeklerin peşine düşmekten vazgeçeceksin ya da hayırlısıyla hemen ölüp bari elde kalan birkaç kişi bizim tabutu taşısın diyeceksin.
Düşünün ki bu memleketin futbol kulüplerinin yöneticileri toplanıp, “Şikeyi cezalandıran maddeyi değiştirin” diyebiliyor, açıkça söylemeden ima ettikleri ise bu “maddeyle” dışarıda adam kalmayacağı.
Şikeyi, moda deyimle, “içselleştirmişler”, bünyelerinin bir parçası haline getirmişler, yaşananları yadırgamadıkları gibi “Bundan sonra yaşanacaklara da engel olmayın” diyebiliyorlar.
Belli ki futbolun ar damarı çatlamış.
Futbol böyle de başka alanlar daha mı iyi?
Yoo.
Bu ülkede herhangi bir iktidarın herhangi bir kırıntısına dokunmuş herkesin “gerçekle” sorunu var, gerçeği her talep ettiğinde cenazenden birileri daha eksiliyor.
Alın şu Deniz Feneri davasını.
Siyasetin hukuka ağır bir biçimde müdahale ettiğine dair çok ciddi kuşkular var.
Yazının devamını okumak için tıklayın.