O ünlü mimarın sözünü duyduğumdan bu yana hiç unutmadım.
“Her tuğla, olduğundan daha fazla bir şey olmak ister.”
Tek başına tuğla, kırmızı, sevimli bir taş parçasından başka bir şey değildir.
Ama birbirlerine eklendiklerinde çoğalır, tuğladan çok daha büyük, çok daha etkili bir şeye, binaya, saraya, mabede, okula dönüşürler.
İnsanlar da bir “tuğla” gibi doğarlar.
Hepimizin amacı bir “tuğladan” daha fazla bir şey olmaktır.
Ama kader bize her zaman bu imkânı tanımaz, bazı insanlar doğdukları gibi, “bir tuğladan daha fazla bir şey” olamadan ölürler.
Türkiye gibi ülkeler ise insanların “çoğalmasına, güçlenmesine, büyük bir binaya dönüşmesine” izin vermezler.
İsterler ki bir tuğla olarak kal.
Kolay parçalan, ezil, toza dönüş.
Şimdi öyle günlerden geçiyoruz ki hepimiz biraraya gelip bir “tuğladan” fazla bir şey olabiliriz.
Bir toplum, bir devlet, bir demokrasi, bir özgürlük olabiliriz.
Böyle zamanlarda herkes kendisi karar verir ne olacağına, büyük bir eserin parçası mı olacaksın yoksa zavallı bir tuğla olarak mı kalacaksın?
Bir büyük mabedin, sarayın, okulun parçası olmak zordur, biraraya geleceksin, yan yana duracaksın, kuvvetli bir harçla yanındakine yapışacaksın, birbirine sahip çıkacaksın, yıkılmayacak bir duvar olacaksın.
Şimdi size, “bu zor işlerle hiç uğraşma, bir tuğla olarak kal” diyorlar.
Bir tuğla olarak kal ki seni istedikleri her zaman bir çekiç darbesiyle un ufak edebilsinler, bugüne dek yaptıkları gibi.
Yazının devamını okumak için tıklayın.