Hiç olmamış işler oluyor.
Dink davasının savcısıyla yargıcı medyada sıkı bir tartışmaya tutuştu.
“Bu cinayette örgüt yoktur” diyen yargıç ekranlarda, “Vicdanen rahat değilim, örgüt var ama bana kanıt getirmediler, bu kararı vermeye mecbur kaldım” diyor, “Örgüt de var, delil de var” diyen savcı ise “Örgütten beraat vermek yasaya aykırı, mahkeme dosyayı iyi incelemedi” diye yargıcı ciddi biçimde suçluyor.
Bir savcı, bir yargıcın “suç işlediğini” söylüyor.
Savcı da yargıç da bu cinayetin “örgütlü” işlendiği konusunda hemfikir ama karar “örgüt yoktur” diye çıktı.
Savcı bu cinayetin “Ergenekon’un Trabzon kolu tarafından işlendiğini” zaten söylüyordu.
Yargıç “örgüt” meselesinin üstüne gitmedi, sanırım ancak kararı verdikten sonra bunun öyle kolayından geçiştirilebilecek bir iş olmadığını fark etti, şimdi “örgütü gizleyen yargıç” olmaktan kurtulmaya uğraşıyor ve “delil olmadığı” için bu kararı vermek zorunda olduğunu ekranlarda anlatıyor.
Savcı “örgüt var” derken, o örgütün işaretleri ortadayken, kendisi de “örgüt olduğuna” inanmışken “örgüt yoktur” diye karar veren yargıcın durumu zor.
Bir savcı tarafından açıkça “suç işlediğini” söylenen bir yargıç, savcının bu açıklamasıyla “zanlı” durumuna düşüyor.
“Zanlı” sadece yargıç değil elbette.
Dink cinayetinde uzun bir “zanlılar” listesi var.
Bu listede, askerlerin, polislerin, MİT’çilerin adı yazılı.
İşleneceği, cinayet işlenmeden çok önceden bilinen siyasi bir cinayetin işlenmesi ancak devletin isteği ve desteğiyle olur.
Yazının devamını okumak için tıklayın.