Tam insafsız bir saldırı sonucunda bir otobüste yanan zavallı Serap’ın ölümüne yanarken Tokat’tan yedi askerin şehit olduğu haberi geldi.
Acı, öfkeye döndü.
Belli ki birileri Türkiye’yi yeniden kana bulamak istiyor.
Ama bu sefer geçmişe benzemez bu oyunlar.
Bu sefer, başkalarının hayatlarını rahatça alabileceklerini, insanları kurban edebileceklerini sananlar kendi hayatlarını da koyuyorlar masanın üstüne.
Hepimizi öldürebilirler, Kürtleri Türkleri karşılıklı kışkırtarak sokakları kan bataklığına çevirebilirler.
İstanbul’daki genç kızı da, Diyarbakır’daki delikanlıyı da, Tokat’taki yedi askeri de öldürtebilirler.
Barışın kapısına geldiğimizde, huzura, özgürlüğe parmaklarımızın ucuyla değdiğimizde bizi sokak savaşlarına sürükleyebilirler.
Bin bir türlü kaprisle, siyasi hesapla, çıkarcılıkla bunu yapabilirler.
Diyarbakır’daki genç Kürtleri sokaklara salabilirler, İzmir’de, Çanakkale’de genç Türkleri sokaklara dökebilirler.
Yeniden sıkıyönetimler gelsin, yeniden tanklar yürüsün, yeniden baskılar artsın isteyebilirler.
Barışta kavuşamayacaklarını düşündükleri siyasi güce, savaşta kavuşabileceklerini düşünebilirler.
Ama bugün başkasının hayatını tehlikeye atan herkesin hayatı tehlikeye girer.
Barışı önlemek için “dağa çıkarım” diyen Türk politikacıyla, “dağlara gideriz” diyen Kürt politikacının “zihinsel ortaklığının” ördüğü bela kafesine sadece biz girmeyiz, kendileri de girerler.
Eğer plan, bu ülkenin insanlarını sokaklarda birbirine kırdırmaksa, ne hapisteki lider, ne dağdaki lider, ne yeni bir darbenin hayalini kuran darbeci, yaratılacak bu belanın dışında kalır.
Yazının devamını okumak için tıklayın.