Telefonlar yağıyor.
Van’da yaşayan insanlar, seslerini duyurabileceğine inandıklarını arıyorlar.
Söylenen hep aynı:
“Perişanız, Van’daki hiçbir binaya girilemiyor, dışarıdayız, hava soğuk.”
Sonra da aynı soru:
“Abi, burayı niye afet bölgesi ilan etmiyorlar?”
Doğrusu niye “afet bölgesi” ilan etmediklerini bilmiyorum.
Ama bir milyon nüfuslu Van’da kimsenin eve giremediğini, herkese yetecek kadar çadır olmadığını, imkânı olanların şehirden kaçtığını biliyorum sadece.
Yakında Van bir “hayalet kente” dönüşecekmiş gibi gözüküyor.
Koşullar zorlu ve dertlere çare bulabilmek için çok büyük bir organizasyon gerekiyor.
Bunu becerebilecek miyiz?
Şu âna kadar yaşananlara bakılırsa pek becerebilecek gibi gözükmüyoruz.
5.6’lık bir depremde yıkılan otele, birinci depremden sonra kimin “oturulabilir” izni verdiği bile hâlâ belli değil.
Otel sahibi, “Ben, gelin bakın diye başvurdum ama kimse gelmedi” diyor.
İşin içinde bir garabet var.
Yıkılan yirmi binanın on sekiz tanesine “oturulamaz” raporu verilmiş ve depremde de gerçekten o binalar yıkılmış.
Geriye kalan ve hakkında verilen bir rapor olup olmadığı anlaşılamayan iki bina ise “otel” binaları.
Bu bile tek başına soru işaretleri yaratıyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.