Hoyratlık iyi bir şey değil...
Ama kurnazlık da iyi bir şey sayılmaz.
Hayatı boyunca cüzamla cansiperane mücadele etmiş Türkan Saylan’ın evini, o ciddi bir hastalıkla boğuşurken basmak, evet, hoyratça bir tutum.
Çocukları okutma kampanyasına öncülük eden bir hanımı götürüp bir gece nezarette tutmak da öyle.
Bu sahneleri gördüğünüzde vicdanınız sızlar gerçekten.
Ama koskoca Ergenekon’u, Türkan Hanım’ın kırmızı mendilini başına bağlamış bir halde görüldüğü o unutulmaz resminin arkasına saklamaya çalıştığınızda “kurnazlık” sınırını geçmiş olursunuz.
Ergenekon, darbecilikle ilgili bir dava.
Darbenin ne olduğunu biliyor musunuz?
Salkım saçak idam sehpalarını, zindanlara kapatılan binlerce insanı, işkenceleri hatırlıyor musunuz?
Eğer başarsalardı, o acıları Türkiye bir kez daha yaşayacaktı.
Başaramadılar.
Yenildiler.
Yenilmişlere acıyalım.
Ama bence hangi yolda, hangi savaşta yenildiklerini de unutmayalım.
Ayrıca, Ergenekon’un henüz tümüyle teslim olmadığını, Ergenekon severlerin bu “darbe girişimini” gözlerden saklamak için uğraştıklarını, mümkün olursa bu hareketi yeniden canlandırmak için birilerinin hâlâ kenarda beklediğini de aklımızdan çıkarmayalım.
Lider kadrosunun tümü yakalanmadı henüz.
Gövdesinin de tamamen ele geçirildiği söylenemez.
Bu ülkenin geleceğini, burada yaşayan insanların hayatını yakından ilgilendiren bir kavga hâlâ sürüyor.
Sadece gazeteleri okumak bile kavganın nasıl canhıraş bir şekilde sürdürüldüğünü göstermeye yeter.
Ergenekon soruşturmasını durdurmak, geriletmek, bir darbenin yolunu yeniden açmak için çabalayanların sayısı sanıldığından daha fazla.
Yazının devamını okumak için tıklayın.