Gediktepe baskınını hatırlıyorsunuz, değil mi?
Hani genç askerler ölmüştü de Başbakan ile Genelkurmay Başkanı çocukların öldüğü mevzileri ziyaret etmişlerdi.
Genelkurmay, bölgeden sorumlu olan tümenin komutanının “kahramanlığını” geçtiğimiz Cuma günü ballandıra ballandıra anlatmıştı.
Onca komutan arasından övmek için Gediktepe bölgesinden sorumlu olan komutanı seçmişlerdi.
Bugün bir faks yayınlıyoruz.
Terörle Mücadele Müdürlüğü’nden Şemdinli Jandarma Komutanlığı’na çekilmiş.
Polis istihbaratı, PKK’nın baskın yapacağı taburu, hatta mevzileri bile bildirmiş.
Sadece, polisin söylediği baskın saatinden “otuz saat” sonra gerçekleşmiş baskın.
Ve, tam da polisin bildirdiği yer basılmış.
Böyle bir “istihbarat” alan bir birlik “baskına” uğrar mı?
“Baskın” denen şey “habersiz”, aniden yapılır.
Böyle üç gün önceden gelen istihbarat raporuna rağmen bir tabur nasıl baskına uğrar?
Nasıl olur da orada on bir asker ölür?
Nasıl olur da “basılacak” olan taburun karşısındaki tepelere PKK katırla 150 kiloluk ağır silahlar çıkartabilir?
Bu, komutanların “geleceğini bile bile” yedikleri kaçıncı baskın?
Genelkurmay bu konularda ya saçma sapan suçlamalar yapıyor bu haberleri veren bizim gazeteyle ilgili, ya da hiç ağzını açmıyor.
Ama konuşması gerekiyor.
Siz nasıl bir ordusunuz?
Nasıl komutanlarsınız?
Niye her seferinde baskının geldiğini bildiğiniz halde askerleri korumak için bir önlem almıyorsunuz?
Amacınız ne?
Hesabınız ne?
Böyle her baskından sonra zavallı askerlerin cenazeleri evlerine büyük törenlerle gönderiliyor, medya PKK’yı lanetleyen haberler yapıyor, Türkler’de PKK düşmanlığı adı altında Kürt düşmanlığı pekişiyor ve ülke kutuplara ayrılıyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.