Türkiye’yi karmakarışık etmeye yüz kişi yeter.
Biz bunun en iyi örneğini 28 Şubat’ta gördük.
Siyah cübbeler giyen, siyah kukuletalar takan, siyah sakallı, elleri sopalı yüz “Aczmendi”yi şehir şehir dolaştırıp “irtica geliyor” korkusu yaratmayı başarmışlardı.
28 Şubat’ın harcında Aczmendiler’in epey rolü vardır.
O zamanki hükümet de “dinî hassasiyet” nedeniyle bu oyunu açığa çıkarmaya cesaret edememişti.
Ödlekliğinin bedelini ağır ödedi.
En çok ezilenler de “dinî hassasiyete” önem verenler oldu.
Eğer o zaman dindarlar bu oyuna karşı çıksalardı, “dinî hassasiyetlerin” eli sopalı yüz kişiye bırakılmayacak kadar ciddi bir konu olduğunu söyleselerdi bu tuzağa düşmezlerdi.
Şimdi bu tuzaklı oyunların yeniden denendiğini görüyoruz.
Darbecilere yargı yolu açılıyor, Ergenekon’un kolu kanadı kırılıyor, Avrupa yolunda önemli adımlar atılıyor.
Ülkede bir rahatlama ve özgürlük havası esmesi için gerekli ortam hazırlanıyor.
Tam bu sırada karşımıza yüz kişilik yeni bir grup çıkıyor.
Muhsin Yazıcıoğlu’nun “esrarengiz” bir kazada hayatını kaybetmesinden sonra hareketlenen Alperenler isimli örgüt, şimdi aynı “ürküntüyü” yaratmaya çabalıyor.
Daha önce onlardan biri Rasim Ozan Kütahyalı’ya saldırmış, bu saldırıdan sonra partisi tarafından bir üst göreve atanarak ödüllendirilmişti.
Fazla bir ses çıkmamıştı.
Önceki gün de aynı adamın liderliğindeki bir grup Topkapı Sarayı’nın bahçesindeki İdil Biret konserini bastı.
Topkapı Sarayı’nda “kutsal emanetler” varmış, oranın bahçesinde içki içilmezmiş.
Konuştuğum “aklı başında” dindar bir genç de, bu “görüşün” doğru olduğunu, kutsal değerlere saygı gösterilmesi gerektiğini söyledi.
Yazının devamını okumak için tıklayın.