Bu evreni hangi akıl yarattıysa, o akıl çok güçlü bir mizah duygusuna sahip.
Tabiat, anlaşılmaz şakalarla dolu.
Geçenlerde gördüm, yürüyen balık var.
Okyanusların dibinde yaşıyor ama yüzemiyor, dipteki kumların üstünde bir yerden bir yere yürüyerek gidiyor.
Bu yürüyen balık, beslenebilmek için bir yandan bir yana ok gibi giden balıkları yakalamak zorunda.
Neredeyse imkânsız bir iş.
Ama tabiat şakacılığa başladığında öyle kolayından durmuyor.
Yürüyen balık çok çirkin bir şey, pütürlü bir kaya parçasına benziyor.
Taşın, mercanın bol olduğu bir yerde duruyor, gözlerinin arasından çat diye bir çiçek çıkartıyor.
İnce uzun sapının ucunda çiçek dalgalarla salınmaya başlıyor.
Balıklar, meraklanıp çiçeğe bakmaya geliyorlar.
Ve, yürüyen balık onları yiyiveriyor.
Balık yapıyorsun ama yüzdürmüyorsun, alnından çiçek fışkırtıyorsun.
Belli ki bunu yapan, yaptığından eğlenmiş.
Sadece mizahla değil estetikle de kendi yaratıcılığının gücünü göstermiş.
Tabiata baktığınızda, mizahın yanı sıra büyük bir estetik de görüyorsunuz çünkü.
Sadece “faydacılık” anlayışına dayanan bir yaratıcılık değil bu, güzelliği de içeriyor.
Dinozorlar dönemini incelediğinizde “estetiğe” hemen hemen hiç yer verilmemiş, şakacılığı olmayan, “çirkin” bir dünya görüyorsunuz.
Yazının devamını okumak için tıklayın.