Ben gençken Türkiye’nin devlet yönetimiyle dalga geçmek için çok sık tekrarlanan bir kalıp vardı.
“Dünyanın bütün devletlerinde durum ciddidir ama vahim değildir... Türkiye’de ise durum ciddi değildir ama vahimdir.”
Gerçekten de böylesine vahim bir gayri ciddiyeti yeryüzünde bulmak kolay değil.
Hiç yoktur demiyorum.
Bunca devlet arasında bize benzeyen birileri daha çıkar ama sanırım onları bulabilmek için Okyanusya’da, Afrika’da hatta belki Ortadoğu’da falan dolaşmak gerekir.
Devlet olamayan devletlere genellikle oralarda rastlanıyor çünkü.
Bunca devletten söz edip, devleti kutsayıp, yüceltip sonra da devlet olmayı becerememekte iç burkan hazin bir yan var elbette.
Bin yıllık Bizans, altı yüz yıllık Osmanlı geleneğinden süzül gel ve devlet olmayı becereme...
İnsan, “bunun için özel bir çaba mı gösteriyorlar” diye düşünmeden edemiyor.
Sanırım, devletin içindeki insanların çoğunluğu aslında devletin ne anlama geldiğini bilmiyor.
Yasa, kural, disiplin, bizim devletin pek bildiği ölçüler değil.
Yasalara uymayan bir Anayasa Mahkememiz, disipline uymayan askerlerimiz, kuralları ciddiye almayan siyasetçilerimiz bulunuyor.
Anayasa Mahkemesi’nin “367” ile başlayan skandallar silsilesi o kadar yeni ki kimse unutmaya fırsat bulamadı.
Mahkeme, siyasete müdahale edeceğim derken arka arkaya yasaları çiğnedi.
Pek de aldırmadı.
Daha da tuhafı kimse aldırmadı.
Anormalliklerin normalleştiği bir düzeyde hayatımızı sürdürdüğümüzden kimse pek bir şeyi yadırgamıyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.