
İnsan yaşlandığını nasıl anlar? Birincisi “Sizi çok iyi gördüm” sözü kendisine daha sık söylenmeye başladıysa, ikincisi “nerede o eski günler” yakınmasını tekrarlaması arttıysa. Gerçekten insan yaşlandığı için ve değişen koşullara ayak uyduramadığı için mi geçmişi özler yoksa orada hayatın içine daha fazla katıldığı için mi pek emin değilim. Yine de geçmişin, özellikle sinemada ayrı bir yeri olduğu fikrine sahibim.
Michel Hazanavicius’un yönettiği ve başrollerinde Jean Dujardin, Bérénice Bejo ve John Goodman’ın oynadığı Artist/ The Artist sinemanın sessiz filmlerden sesli filmlere geçiş dönemini anlatıyor. Oldukça bilindik bir konuyu, sessiz sinemanın ve ardından da sesli sinemanın ilk dönemine referanslar yaparak başarıyor.
1927 yılında sessiz film yıldızı George Valentin (Jean Dujardin) son filminin galasında da seyircinin büyük beğenisini kazanmıştır. Dışarıda gazetecilere poz verirken Peppy Miller (Bérénice Bejo) isimli genç bir kız yanında belirir ve Valentin’i yanağından öper. Ertesi gün tüm gazeteler bu kızdan konuşmaktadır. Ancak Valentin’in filmlerde birlikte oynadığı eşi Doris (Penelope Ann Miller) ve çalıştığı stüdyo olan Kinograph’ın patronu Al Zimmer (John Goodman) bu işten hiç hoşlanmaz.
Bir zaman sonra Zimmer, Doris’in deneme çekimi yaptığı sesli bir filmi Valentin’e gösterir ve geleceğin sesli film olduğunu söyler. Valentin ise bu görüşe katılmaz. Ancak yanıldığı bir zaman sonra ortaya çıkmaya başlar. Bu esnada Peppy Miller da ufak rollerden giderek daha büyük rollere doğru yükselmektedir. Sesli filmler Valentin için ne kadar kötüyse Miller için o kadar başarı olmaya başlar.
Fransa’da OSS 117 olarak bilinen iki filmle adından söz ettiren yönetmen Michel Hazanavicius uzun süredir çekmek istediği sessiz film için yapımcı ararken sonunda Mesrine filmleriyle bilinen Thomas Langman ile yolları kesişir ve ikili sessiz bir film yapmaya karar verirler. Hazanavicius Alman sessiz sinemasına özel bir ilgisi olduğu için önce Fritz Lang benzeri bir yönetmeni anlatmak istemiş ancak seyircinin bundan pek hoşnut kalmayacağını düşünerek hikâyenin merkezini daha komik ve romantizm dolu olacağını düşündüğü Hollywood’a kaydırmış.
Yazının devamını okumak için tıklayın.