
Sinemamızda evrensel sinema anlatımlarının kıyılarında dolaşan filmler yapılması insana umut veriyor. Ama herkesten bir Tarantino olmasını beklemek haksızlık olur. Yönetmen Hasan Tolga Pulat, Güzel Günler Göreceğiz filminde Tarantino ruhunu sinemamıza taşımış. Biraz tökezliyor gibi olsa da bu filmin kurgusunu beğendik. Film genel olarak sağlam bir yapıda ilerliyor ve dağınık parçaları zihinlerde toparlayabiliyor. Hikâyedeki karakterler, bir şekilde kesişiyor. Başlarda kaotik olan durum, özellikle ikinci yarıda bazı şeyler yerine oturunca zihinlerde anlam kazanmaya başlıyor.
Filmin girişinin müthiş olduğunu belirtmeliyiz. Yerde yaralı yatan, adının sonradan Mediha olduğunu öğrendiğimiz genç kadın, aslında hikâyenin tam ortasında. Her şey bir anlamda ona değiyor veya yanından geçiyor. Cumali, namus cinayeti işlemiş. İyi halden tahliye olduğunda hikâyeye birçok karakter giriyor.
Figen olarak bildiği Mediha’ya sırılsıklam âşık olan eski boksör Ali’nin hayali Mediha’yla beraber Rusya taraflarına gitmek. Kara filmlerden düşmüş Başkomiser İzzet, evli, iki çocuklu ve mutsuz biri. Kokain çekiyor, haraç alıyor. İzzet’i görünce “asayiş berkemal” diyorsunuz. O da Figen olarak bildiği Mediha’ya tutku ötesinde tutkulu. Mediha da Cumali’ye vurgun. Filmin kurgusu gerçekten sinemamız adına heyecan verici. Yönetmen bir olayın ilk önce ortasını, bir süre sonra başını gösteriyor. Bunu yaparken aynı ânı iki karakterin gözünden yansıtmış oluyor.
Bu film, 48.
Yazının devamını okumak için tıklayın.