Küçükçekmecespor ile Kepezbelediyespor maçını izlemek için Arda Alan ile birlikte Küçükçekmece Stadı’nın yolu tuttuk pazar sabahı. Küçük şirin bir stat. Bir yanı göle bakıyor diğer yanı E-5’e. Akşama Kadıköy’de derby maçı var. Fenerbahçe ve Beşiktaş bilmem kaçıncı kez kozlarını paylaşacak! Kimin umurunda. Ne Kocaman ne de Carvarhal, nasılsa “yeni bir şeyler söylemeye cesaret” edecek. Kaldı ki, bu memlekette Süper Lig maçı ile 3. Lig maçı arasında “ilke olarak hiç fark yok”. Aynı sarsaklık, aynı titrek futbol ve maçın atmosferiyle başa çıkamayan “kaskatı kesilmiş cüsseler”.
Oyun, oyun planı, oyun düzeni, oyun algısı, oyun stratejisi ve bir oyun oynamaktan doğan oyun keyfinin, eziyete dönüştüğü kör bir itiş kakış. Taraftarla, medyayla, zorunlu görevleriyle ve “acaba nasıl görünüyorum”la başa çıkamayan ve benliği kaybolan oyuncu ve onun acınası çaresizliği. Bütün bunları görmek için Kadıköy’e gidilmez. Aynı şeyleri üstelik en masum haliyle Küçükçekmece’de göreceğimden zere kadar kuşkum yok.
Maç başlıyor. İlk beş dakikada top bir kez bile kontrol edilemedi ve bir tenis maçı seyircisi gibi, daha beş dakika dolmadan “boyun kaslarım sızlamaya” başladı. 10. dakikada gelen Kepez golü sonrası aynı kontrolsüzlük durumu devam etti. Aslında oyun 11-11 oynanmıyordu. Aşırı kilolu “altı futbolcu” ilahi adalet gibi iki takım arasında adilce paylaştırılmıştı! Sahada fiziksel olarak bu oyunu oynamaya uygun 16 oyuncu vardı.
Bana kalırsa bu çok ciddi bir sorumsuzluk. O sahada o oyunculardan herhangi biri her an yerden kalkmama riski taşıyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.