Eğer Kürtçe medeni bir dil değilse, Türk futbolu hayda hayda medeni değildir; çünkü Kürtçenin vesayetle, asimilasyonla, şikeyle sürdürdüğü ürkütücü varoluş mücadelesine karşın, Türk futbolu
“tek dişi kalmış canavar” gibi şike lokmasını ısırmak ve yutmakla meşgul.
Kürtçenin bir söylem tekniği var ve her gün fırından yeni çıkmış buğusu üstünde taze eserlerle cilasını parlatıp,
“evrensel olanın merkezinde” sorgulanmaz bir konum kazanırken, Türk futbolu, biyolojik kamburluğuna, şike kamburunu ekleyerek, yedi
“hörgüçlü deve”de kulak kalmaya fena halde gayretli görünüyor.
Kürtçenin tarih içinden oluşturduğu gelenekler birer ekol enflasyonuna dönüşmüşken, Türk futbolunun küçücük, minnacık
“bir ekol” yaratamaması, her halde medeniliğinin en büyük kanıtı sayılsa yeridir?
Dil, eğer sözcüklerin temsil ettiği nesneler dünyası ise, hemen söylemeliyim ki, Kürtçe o dünyada mutlu ve mesut bir ömür sürüyor. Her göstergenin göndergesi ve her göstergenin göndereni yerli yerinde, burada bir sıkıntı yok. Hatta
“ikonik bir dil” olduğunu bile söylemek mümkün.
Yazının devamını okumak için tıklayın.