Hrant Dink davasının müdahil avukatları Fethiye Çetin ve Deniz Tuna, cinayetin 3. yılını doldurması münasebetiyle hazırladıkları 14 sayfalık raporda bir kez daha cinayetin ancak “davaların ve soruşturmaların birleştirilmesiyle” aydınlatılabileceğini açıkladılar.
Fethiye Çetin, pazar günü
Taraf’tan Tuğba Tekerek’e verdiği söyleşide davadaki temel taleplerinin “birleştirme” olduğunu bir kez daha teyit etti:
“Sanıklarla ilgili burada bir dava, polislerle ilgili ayrı dava, Jandarmayla ilgili ayrı dava... Samsun’da, Trabzon’da, İstanbul’da ayrı dava... Bu şekilde yürümez. Dink cinayetine ilişkin her soruşturma bu mahkeme tarafından soruşturulmalı.”
Bugün, Hrant Dink’in alçakça bir “operasyon”la katledilişinin üçüncü yıldönümü... Siz bugünkü gazetelerde hem Hrant Dink’e dair haberleri, hem de tıpkı Hrant Dink cinayeti gibi belirli ve büyük amaçlara matuf bir cinayet olan Abdi İpekçi suikastının tetikçisi Mehmet Ali Ağca’nın dünkü tahliyesine ilişkin haberleri okuyacaksınız.
Siyasi amaçları bakımından birbirine çok benzeyen bu iki büyük cinayetin dava süreçleri de dikkate değer ortak noktalar taşıyor. Hiç kuşkusuz en önemli benzerlik, her iki davanın da bir “ana dava” ve ona bağlı oldukları apaçık olsa da bir türlü ana davayla birleştirilmeyen yan davalarla örülü olması...
Ağca’nın Derin İlişkileri kitabının yazarı,
Milliyet gazetesi muhabiri Belma Akçura’nın Ağca’nın tahliyesinden bir gün önce (17 ocak)
T24 adlı internet sitesinde yayınlanan yazısından aldığım şu satırlar, “davaları birleştirmeme” kuralının 30 yıldan bu yana hiç değişmediğini ortaya koyuyor:
“(...) Ana dava, cinayetin tetikçisi olduğu iddiasıyla 25 Haziran 1979’da yakalanan Mehmet Ali Ağca, cinayet işlendiği sırada arabayı kullanan Yavuz Çaylan ve cinayetin planlayıcısı olduğu iddiasıyla aranan Mehmet Şener üzerine kuruldu. Ağca’nın Adlî Tıp binasından kaçırılmasına teşebbüs ve Maltepe Askerî Cezaevi’nden kaçmasına yardım edenler hakkında ek iddianameler hazırlandı. Bu davalar ana davadan ayrı görüldü.”
Kadim bilginin refleksi... Tıpkı İpekçi cinayeti davasında olduğu gibi, Dink cinayeti davasında da her türlü birleştirme talebi hiçbir hukuki ve mantıki gerekçe gösterilmeden reddediliyor. Belli ki bir refleks var burada, kadim bir bilgiden kaynaklanan bir refleks: Davaları ve soruşturmaları asla birleştirme!
Dink davası avukatları, davaların ve soruşturmaların birleştirilmesine ilişkin bu temel taleplerini, davanın ikinci yılını doldurması münasebetiyle Ekim 2009’da hazırladıkları bir raporda da dile getirmişlerdi. Ben de o rapordan yola çıkarak kaleme aldığım “Hrant Dink davasında müdahil avukat olmak” başlıklı yazımda, muhayyel bir örnek üzerinden, bu makul talebin reddinin görünüşteki saçmalığını (aslında derin anlamını) göstermeye çalışmıştım:
“Diyelim bir maç sırasında yedek kulübesinde oturan bir futbolcu, maçtan hemen sonra rakip takımdan bir futbolcuyu formasının içine gizlediği bir bıçağı kullanarak öldürsün.
Yazının devamını okumak için tıklayın.