Er Sevag Şahin Balıkçı, terhisine 23 gün kala 24 Nisan 2011’de arkadaşı Kıvanç Ağaoğlu’nun silahından çıkan bir kurşunla hayatını kaybetti. Dün, olayla ilgili davanın üçüncü duruşması vardı.
Aslında duruşma tarihi 29 marttı, fakat mahkeme, daha önce “kazaydı” diye yazılı ifade veren tanık Halil Ekşi’nin, ifadesini “Kıvanç Ağaoğlu silahını dolduruş pozisyonuna getirdi ve Sevag’a ateş etti” diye değiştirmesinden sonra duruşmayı 30 ocak gününe çekti.
Duruşmada neler olduğunu bugünkü gazetelerde okuyacağız. Fakat ben bugün, gazetelerin, olayın olduğu günlerde haberi nasıl takip ettiklerini anlatacağım size...
Tablo, tahmin edebileceğiniz gibi çok fena: Sevag Şahin Balıkçı’nın ölümüyle ilgili haberler, kuşku duyma ve soru sorma melekeleri zaten hayli güdük kalmış gazeteciliğimizin, kuşkulu durumun Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ile ilgili olması halinde kendisini tam bir “üç maymun”a dönüştürdüğünü bir kez daha gösteriyor.
Yasemin Çongar, kendisine Taraf’ı farklı kılan şeyin ne olduğunu soran bir yabancı meslektaşına çok basit fakat çok anlamlı bir cevap vermişti: “Soru soruyoruz...”
Sevan Şahin Balıkçı’nın vurulmasının ardından kuşku belirtip soru soran gazetecilik yine Taraf’la temsil edilirken, “işin içinde TSK varsa soru sorma, kuşku duyma!” gazeteciliğinin başını da tahmin edebileceğiniz gibi Hürriyet çekiyordu...
Bir tarafta Taraf, bir tarafta Hürriyet
Sevag’ın ölümü cenaze töreninden (27 Nisan 2011) bir gün önce duyulduğu için, olayla ilgili geniş haberler 28 Nisan 2011 tarihli gazetelerde yer aldı.
Taraf, olayla ilgili kuşkulu noktaları Sevag’ın cenaze törenini duyurduğu birinci sayfa haberinin yanından anonsladığı Markar Esayan’ın yazısı üzerinden sıralıyordu.
Markar’a göre, “Ölümün 24 nisanda, yani Ermeni soykırımının 96. yıldönümünde ve ne tesadüftür ki Paskalya Yortusu’nda gerçekleşmesi, kafalarda soru işaretleri oluşturuyordu” ama “Konu aydınlığa kavuşmadan sadece tarih çakışmasından böyle çıkarımlar yapmak doğru değil”di. Bu, “Hem Sevag’a, hem de ailesine, sevenlere, bu ülkeye de haksızlık” olurdu.
Fakat bir yandan da “Sevag konusunda yapılan açıklamalarda ciddi kuşkular uyandıran noktalar var”dı. Markar, bu noktaları şöyle sıralıyordu:
“Sevag’ın sözlüsü olayın kaza olduğuna inanmadığını söylüyor. Verdiği bilgiler hem yenilir yutulur türden değil, hem de Jandarma Genel Komutanlığı’nın yaptığı açıklamayla doğrudan çelişiyor. Sevag’ın sözlüsü şöyle diyor: ‘50 lira çalınmış. Suç da Sevag’ın üzerine kalmış. Bir uzman çavuş karın boşluğuna yumruk atmış, başını da yatağa çarpmış. Karakola bildirdiler. Ancak baskıyla dilekçeyi geri aldırdılar. Ben de ‘Terhise iki ay kalmış, uğraşma’ dedim. O öldürüldü. Askerdeki ülkücülerden baskı görüyordu. Bence 24 Nisan Ermeni Soykırımı’nı Anma Günü’nü konuşuyorlardı; biri de çekti vurdu.’”
Jandarma Genel Komutanlığı ise sözlüsünün verdiği bu somut bilginin “gerçeği yansıtmadığı”nı belirten bir açıklama yaptı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.