Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) başörtüsü sorununu gerçekten çözebilir mi? Tabanda oluşmuş-oluşturulmuş muazzam basınç ne olacak? Tamam, anlıyorum, Kılıçdaroğlu’nun ayda bir yaptığı “biz çözeriz” çıkışları, kapalı tenceredeki basıncı azaltmak için tencerenin kapağını hafifçe aralama girişimleridir ve böyle bir basıncı seyreltmek için muhtemelen doğru adımlardır da... Fakat işe yarayacak mı?
Tarhan Erdem bile, daha geçen yıl “türbanı üniversitelerde serbest bıraktıktan bir yıl sonra üniversitede hiç başı açık genç kız kalmaz” dememiş miydi?
Bir politik kararın gerçekten de feci sonuçlar doğuracağına inanıyorsanız, o kararı almazsınız. O nedenle, CHP’nin şimdiye kadarki katı tutumu yanlıştı ama aynı zamanda tutarlıydı.
Bu kararınızın uygulamaya geçmesiyle birlikte üniversitelerde bir yıl içinde (ya da üç yıl, fark etmez) başı açık genç kız kalmayacağına inanmaya devam ediyorsanız, aldığınız karar yanlıştır. Kararınızın tutarlı olabilmesi için, üniversiteli gençlerin başörtüleriyle üniversitelerde okuyabilmesinin bırakınız böyle bir sonuca yol açmasını, tam tersine toplumsal barışa hizmet edeceğine inanmanız gerekir.
Demek ki “türban meselesini biz çözeceğiz” kararının tutarlı olabilmesi için, her şeyden önce şimdiye kadar üretilmiş bütün korkuların gerçek temellerinin bulunmadığını ilan etmeniz ve bir özeleştiri yapmanız gerekir.
CHP yönetimi, iki katmanlı bir ikna süreci yürütmeden ve bunu başarıyla tamamına erdirmeden “türban sorununun çözümü” için nihai adımları atamaz, hep top çevirmek zorunda kalır.
İki katmanlı ikna süreci, dedim. Evet, CHP bir yandan kendi laik çelik çekirdeğini, bir yandan da seçmenlerini ikna etmek zorunda. Hiç kuşkusuz birincisi daha zor. Fakat bu yöndeki çabaları her iki katman için de zorlaştıran ilave bir unsur daha var: Çelik çekirdekteki ve seçmenlerdeki duygunun zannedildiği gibi “korku”dan ziyade “öfke” ve hatta birçok durumda “nefret” olması...
Nefret, korkudan güçlüdür!
Time dergisi, 19 ağustosta piyasaya çıkan sayısında, 11 eylülde yıkılan İkiz Kuleler’in bulunduğu yere (şimdi “sıfır noktası” deniyor) yakın bir yerde yapılması planlanan cami ve İslam kültür merkezi projesine karşı Amerikan toplumunda hızla yükselen tepki dalgasını taşımış kapağına... Kapakta “Is America Islamophobic” (Amerika İslamofobik mi?) spotu var ama, haberin ayrıntısını okuduğunuzda, Time’ın, Amerikan toplumundaki “İslam korkusu”nun “nefret” boyutuna ulaşmış olma ihtimalini deştiğini görüyorsunuz.
Time’ın kapak konusunu görünce, aklıma Kâzım Özdoğan’ın Birikim dergisinin Haziran 2010 sayısı için kaleme aldığı makalesi geldi. Özdoğan, andığım makalesinin girişinde işlerin çoktan bu boyuta ulaştığını ve “fobi” (korku) kelimesini kullanmaya devam etmenin doğru olmadığını anlatıyordu:
“Aşağıdaki satırlarda Batı toplumlarındaki İslam ve Müslüman karşıtlığı tartışıldığında kullanılan ‘İslamofobi’ kavramı reddedilerek yerine ‘Müslüman düşmanlığı’ kavramı kullanılacak.
Yazının devamını okumak için tıklayın.