Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AK Parti) sistemle “kavga”sını rölantiye almış görüntüsünden türeyen tartışmalardan biri son zamanlarda iyice alevlendi... Tartışmanın temel sorusu şöyle şekilleniyor: AK Parti, askerî vesayetin bittiğini düşündüğü için mi böyle davranıyor?
Bu soruya mealen “galiba öyle” diye cevap verenlerden biri olan Ümit Kardaş, geçtiğimiz günlerde Neşe Düzel’in sorularına cevap verirken (Taraf, 19 Aralık 2011) kendi düşüncesini şöyle açıklamıştı:
“Hükümetin eski statükoyla uzlaşarak devam ettirdiği bir vesayet rejimi var bugün. Biz yanılgı içindeyiz. ‘Üç, beş general içeri girdi. Askerî vesayet bitti. Artık tamam bu iş’ diye kamuoyunda yanlış bir algı oluştu. Oysa vesayet kurumları duruyor. Vesayet rejiminde hiçbir değişiklik yok. Siyasi iktidarın gücü yargının ve Silahlı Kuvvetler’in üzerinde bir ölçüde arttı, o kadar.”
İktidar partisi, hiç kuşkusuz Türkiye’de askerlerin siyasetteki yerini belirleyecek olan en temel dinamik... Fakat bir sürece ilişkin analiz yaparken, süreç üzerinde etkide bulunan dinamiklerden sadece “temel” olanıyla sınırlı kalınması kaçınılmaz olarak yanıltıcı ya da eksik sonuçlar üretir... Alevlenen askerî vesayet tartışmaları böyle bir problemle malûl görünüyor.
Bence, önümüzdeki dönemde askerlerin siyasi alana doğru yeniden hareketlenmeleri gibi bir gelişmeyle karşılaşırsak, bunun yegâne nedeni AK Parti’nin “durması” olmayacaktır. Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) bir türlü etkili bir sivil-parlamenter güç haline gelememesi ve ona bağlı olarak tabanındaki ümitsizlik de bu süreçte önemli bir rol oynayacaktır.
Bugün, askerî vesayet ya da askerlerin siyasi alandaki varlıklarının yeniden görünür hale gelmesi tartışmalarının eksik kaldığını düşündüğüm bu yanıyla ilgili bazı hatırlatmalarda bulunmak istiyorum.
CHP’lilerin ümitsizliği, askerî vesayetin ümidi...
Türkiye’de askerî vesayete karşı samimiyetle mücadele edenlerin, CHP’nin sürekli hale gelen yenilgilerinden ve onun bir türevi olan tabandaki ümitsizliğin koyulaşmasından haz duyması biraz garip... Çünkü bu ümitsizlik, CHP tabanında zaten güçsüz olan AK Parti’yi seçimle yenme inancını daha da zayıflatıyor ve onları demokratik meşruiyet sınırlarının dışında kalan güç oyunlarından medet ummaya sevk ediyor. Öte yandan, zayıf bir CHP, AK Parti’nin özgüveninin hormonlu bir seviyeye ulaşmasına yol açıyor ve onu rehavete sürüklüyor.
Ben, bu nedenlerle, ülkede askerî vesayet tartışmalarının yeniden başlamasıyla, “Kılıçdaroğlu projesi”nin çökmesi arasında doğrudan bir bağ olduğunu düşünüyorum. Hatırlayın, Kılıçdaroğlu henüz referandum ve seçim yenilgilerini tatmamışken, yani kendini güçlü hissederken askerlere sık sık “siyaset bizim işimiz, sız karışmayın” uyarılarında bulunur, tabanı da onun TSK konusunda “Tayyip gibi” konuşmasından rahatsızlık duymazdı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.