2006 baharında Nokta’nın yeni imtiyaz sahibinin dergiyi benim yönetmemi istediğini telefonda bildiren ortak tanıdığımıza, “Peki,” dedim, “birlikte oturup bir konuşalım bakalım...”
O tarihten önceki sekiz yıl boyunca (1998-2006) ağırlıklı olarak medya eleştirisi ve editoryal bağımsızlık konuları üzerinde uğraşmamı, düşünmemi gerektiren bir işim olmuştu... Ercan Arıklı’nın “Sekreter Ayşe için bir dergi” talebinin ardından İstanbul’u da gazeteciliği de terk edip Ayvalık’a yerleştiğimi (1995) geçen yazıda anlatmıştım. Üç yıl sonra, 1998’de ziyaret ettiğim hocam, Bilgi Üniversitesi Rektörü Asaf Savaş Akat benden İletişim Fakültesi’nde ders vermemi isteyince İstanbul’a dönüp fakültenin “Medya ve İletişim Sistemleri” bölümünde “haber analizi” dersleri vermeye başladım.
İki yıl sonra Kürşat Bumin ve Ümit Kıvanç’la birlikte üniversite bünyesinde Medyakronik adlı medya eleştirisi sitesini kurduk. İki yıllık Medyakronik dönemi Türkiye’deki gazeteciliğin sefaletini yakından görme ve durumu daha da açık bir biçimde idrak etme fırsatı verdi bana. Medyakronik kapandıktan sonra Kürşat Bumin’le birlikte Türk basınını yakından takip ettiğimiz Kronik Medya (Yeni Şafak, 2003-2005) sayfasını başlattık, aynı dönemde Bilgi Üniversitesi’ndeki derslerim de sürüyordu.
Nokta’nın genel yayın yönetmenliği teklifini aldığımda işte bu sekiz yıllık eleştirel perspektif yön veriyordu bana... Doğrusu, o derslerden yola çıkıp geriye baktığımda, editoryal bağımsızlıkla bağdaşmayacak bir dizi pratiği kendimin de tecrübe ettiğini görebiliyordum... Mesela, gazeteciliği patronluğundan önde gelse de, Ercan Arıklı’nın zaman zaman genel yayın yönetmeni gibi davranmasını makul ve normal bulmak gibi... (Gerçi o zamanlar bunun bir problem olduğunun bilgisine bile sahip değildim, kimse değildi, ama bilgisizlik yanlışı ortadan kaldırmaz... Bunu biraz, gençliğimde askerlik yapmayı reddetmediğim için şimdiki hayıflanmalarıma benzetiyorum... Böyle anlarımda beni sadece, o zamanlar vicdani reddin adını bile duymadığımı düşünmek teselli ediyor.)
Sahiplik başka, editoryal süreç başka
Nokta’nın yeni imtiyaz sahibiyle konuşmaya giderken kafamda bu sekiz yılda biriktirdiklerim vardı. Ona, her şeyden önce, Türk basınında tamamen içselleştirilmiş, dolayısıyla bir problem teşkil ettiği artık hiçbir şekilde görülemeyen “sahiplikle editoryal sürecin birbirinin içine girmesi” sorununu uzun uzun anlatacak ve ancak bunun dışına çıkabilmiş bir yapıyı kabul ederse birlikte çalışabileceğimizi söyleyecektim.
Girizgâhı haliyle o yaptı ve basın işine neden girdiğine dair beni şaşırtan bir açıklıkla konuştu: Esasen siyasetçi olmak istiyordu, medya patronluğunun da bunun için iyi bir basamak olacağını düşünüyordu.
Ben de kendisine, bu düşüncesinin beni hiç rahatsız etmeyeceğini söyledikten sonra lafı patronajla editoryal bağımsızlığın farklı farklı süreçler olduğuna getirdim.
Yazının devamını okumak için tıklayın.