Kendisinden korkulan insanların büyük paradoksu, onların da korku içinde yaşamalarıdır.
Korkutanlar, daha çok korkuturlarsa kendi korkularının azalacağını sanırlar, oysa tam tersi geçerlidir: Bu “çare”, alınlarında biriken terleri arttırmaktan başka bir işe yaramaz.
Güç kullanan ve iktidarlarını, yönettiği toplumları korkutarak sürdüren siyasi iktidarlar da tıpkı o insanlar gibi korku içinde yaşarlar. İktidarını korkusuzca sürdürmek isteyen bir iktidarın yapması gereken şey daha fazla insanı korkutmak değil, kimsenin kendisinden korkmadığı siyasal koşulları sağlamaktır.
Geçerliliğine inandığım bir demokrasi ölçütü önereceğim:
Eğer bir ülkede insanlar yönetenlerden korkmuyor, yönetenler ise sadece “sandıkta iktidarı kaybetmekten” korkuyorlarsa, orası bir demokrasidir.
Eğer bir ülkede insanlar yönetenlerden korkuyor, yönetenler ise sandığa ulaşamadan iktidarı kaybetmekten korkuyorlarsa, orası bir demokrasi değildir.
AK Parti’nin iki dönemi
Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti), iktidara geldiğinden beri “sandık” dışından gelebilecek hamlelerden korkuyor. Korkusunun kaynağı uzun bir süre “askerî vesayet” olageldi, son zamanlarda da yeni bir korku kaynağı belirdi: Yargısal vesayet.
AK Parti ve Erdoğan hükümeti, hakiki bir temeli olan askerî müdahale korkusu karşısında iki tepki geliştirebilirdi:
a) Algıladığı korkuyu yönettiği topluma yansıtabilir, baskıcı bir siyasal rejime yönelebilirdi (irrasyonel ve yanlış tercih).
b) Algıladığı korkuyu topluma yaslanarak aşmayı deneyebilir, böylece askerî vesayetin, içinde nefes almakta zorlanacağı daha özgürlükçü bir siyasal modele yönelebilirdi (rasyonel ve doğru tercih).
AK Parti ikinci yolu tercih etti ve bunu uzun yıllar boyunca sürdürdü.
Sonra işler tuhaflaştı. İktidar partisi, askerî vesayetin gücünü kırdıkça ve seçimlerde giderek daha yüksek oylar aldıkça partinin hoyratlık katsayısı da artmaya başladı.
Bu değişimi en iyi gösteren şeylerden biri de, son yıllarda öğrencilere karşı sergilenen tutum oldu.
Mesela, bir şiir okudu diye dünya kendisine dar edilen Başbakan, bütün “suçları” konuşma yaptığı salonda “parasız eğitim istiyoruz” pankartı açan iki öğrencinin (Ferhat Tüzer ve Berna Yılmaz) neredeyse iki yıl boyunca tutuklu yargılanmasından hiç rahatsız olmadı.
Ekşi Sözlük’e iki “entry” yazdı ve...
Cumhuriyet Halk Partisi milletvekili Hüseyin Aygün, tutuklu öğrenci sayısının 500’ü aştığını söylüyor. Bu öğrencilerin kahir ekseriyetinin suçu, “terör örgütünün propagandasını yapmak”. Bu öyle bir suç ki, hiç farkında olmadan bile işleyebilirsiniz. Mesela attığınız bir slogan ya da okulunuzda dağıtılan bir bildirinin cebinizden çıkan tek nüshası “terör örgütlerinden” birine ait olabilir; bu da sizin terör örgütünün propagandasını yaptığınıza dair yeterli bir delil sayılabilir.
Yazının devamını okumak için tıklayın.